Tüm Yayınlar

5 Mart 2018 Pazartesi

Küçük değil doğal ve nefes alan burun güzeldir

Küçük değil doğal ve nefes alan burun güzeldir

Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar; hastaları, doktorlarından küçük değil doğal burun istemeleri konusunda özellikle uyarıyor. “Gerçek dışı beklentiler ve burnun fizyolojisi dikkate alınmadan yapılan cerrahiler; aşırı küçültülmüş, doğallıktan uzak ve nefes alamayan burunlara yol açar. En güzel burun; küçük değil, doğal ve nefes alan burundur!”



“Ülkemizde en fazla yapılan estetik ameliyatların başında, burun estetiği ameliyatı geliyor” diyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Burun; yüzün ortasında simetriyi sağlayan, profilden bakıldığında sırtındaki eğim ile çene ve alnı ortaya çıkaran, yüzün ifade ve harmonisinde çok önemli bir organdır. Ancak tabii ki burnun en önemli özelliği, nefes ve koku almayı sağlamaktır” diyor.

SOSYAL MEDYA TALEBİ ARTIRDI
“Son 10 yılda gelişen trendler ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle insanlar, kendi görüntülerine çok daha fazla önem vermeye başladı. Burun estetiğine olan talebin artması da bu zamanlara denk geliyor” diyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, burun estetiği ameliyatları hakkında bilgi verdi:

FİZYOLOJİK SINIRLAR GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMALI
“Burun estetiğinin ilk zamanlarında talep hep daha küçük, doğal olamayacak kadar minik burunlar yönünde oldu. Yıllarca burun ameliyatları hep burunu küçültmeye yönelik planlandı ve yapıldı. Ancak yıllar içinde güzel görüntü adına çok küçültülen burunlara sahip insanlar hiç ummadıkları bir problemle karşılaşmaya başladılar: Burundan nefes alamamak. Burnun fizyolojik sınırlarından daha fazla küçültülmesi, hava akımını bozarak etkin nefes almayı engeller. Burun tıkanıklığı; gece ağzı açık uyuma, horlama ve diğer burun hastalıklarını gündeme getirir. Hatta profil, ameliyat ile güzelleştirilmek istenirken burundan nefes alınamaması sonucu, sürekli ağzı açık olmak zorunda kalındığından; dikkat sürekli ağız ve dudaklara yönelebilir. Günümüzde burun estetiğiyle uğraşan cerrahlar olarak bizler bilmekteyiz ki; burun güzelleştirilirken, fizyolojik sınırlar göz önünde bulundurulmalıdır. İşte burada ‘fonksiyonel’ yani çalışan, işleyen burun estetiği gündeme geliyor.”

GERÇEK DIŞI BEKLENTİLER DOĞALLIKTAN UZAKLAŞTIRIYOR
“Burun ameliyatları yapılırken mutlaka burnun içerisindeki problemler göz önünü alınmalı ve çözülmelidir” diyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Burun anatomisine hakim bir cerrah; hem nefes alınmasını sağlayacak, hem de yüzün simetrisine uygun burnu ortaya çıkarabilecektir. Gerçek dışı beklentiler ve burnun fizyolojisi dikkate alınmadan yapılan cerrahiler; aşırı küçültülmüş, doğallıktan uzak ve nefes alamayan burunlara yol açacaktır. Unutulmamalıdır ki; en güzel burun küçük değil, doğal ve nefes alan burundur” diyor ve hastaları, doktorlarından küçük değil doğal burun istemeleri konusunda özellikle uyarıyor.
NEFES BORUSUNA KAÇAN FISTIK 3 AY SONRA ANLAŞILDI!

NEFES BORUSUNA KAÇAN FISTIK 3 AY SONRA ANLAŞILDI!

2,5 yaşındaki Emir, nefes borusuna kaçan fıstığın son anda çıkarılabilmesiyle ölümün eşiğinden döndü. Ancak, çıkarılan aslında fıstığın sadece küçük bir parçasıydı. O akşamdan itibaren küçük çocuk ve ailesi üç ay sürecek kabus dolu günlere uyandı. 



Gittikleri hekimlerden, lösemiden bile şüphelenen oldu. Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran’a başvuran aile, “Reha hocamız fıstığı çıkardı ve oğlumuz yeniden doğdu, tabi onunla birlikte biz de” diyor. Prof. Dr. Reha Baran fıstık çıkarılmasaydı küçük Emir’in bir süre sonra akciğerinin çürüyebileceğini belirterek, ebeveynleri çocuklarda çok sık görülen boğaza yabancı cisim kaçması riskine karşı uyarıyor. İşte, ailelere ibret olacak öykünün ayrıntıları, önemli uyarılar ve öneriler…


Küçük Emir bir akşam, ilkokul birinci sınıfa giden ağabeyiyle fıstık yiyordu. Birkaç fıstığı birden ağzına atınca ağabeyi elinden paketi çekti, Emir ağlamaya başladı. Ağlamasıyla birlikte boğazına kaçan fıstık küçük çocuğu ölümün eşiğine getirdi. Nefessiz kalan ve morarmaya başlayan çocuk annesinin müdahalesiyle kurtarıldı ancak bir gün sonra ateşi 40 dereceye çıkmış, nefesinde hırıltı ve inatçı bir öksürük belirmişti. Hemen doktora gittiler. Annesi hekime bir akşam önce yaşadıkları fıstık kazasını anlattı ama doktor ‘kustuysa çıkmıştır’ diyerek antibiyotik şurup verdi. Tedaviden fayda göremeyen aile bu kez kendi çocuk hekimine götürdü Emir’i. Anne Dilek Koca “Onca iğne ve antibiyotik şuruplardan fayda görmüyordu. Zaman zaman ateşi çıkıyor, öksürüğü ve hırıltısı hiç gitmiyordu. Kendi hekimimize de daha sonra gittiğimiz diğer hekimlere de hep fıstık kazasından sonra bu sorunların olduğunu anlattım ama hastaneye yatırdılar, bugüne dek birçok antibiyotik şurup ve antibiyotikli iğne tedavisi uyguladılar hatta lösemiden bile şüphelenen doktor oldu; ama hiçbiri de fıstıktan olacağını düşünmüyordu. ‘Fıstık kalmış olsaydı akciğer filminde görülürdü, kusturduğunuza göre fıstık çıkmış’ diyorlardı. Bu sürede oğlum 3 ayda 3 kilo kaybetti, sarardı. Hayatımız kabusa dönmüştü” diyor.

Fıstık parçası ana nefes yolunu tıkamıştı

Koca ailesi küçük çocuklarının gözlerinin önünde eriyişine durmaksızın çare ararken gittikleri bir çocuk hekimi filmde fıstığın yarattığı bazı değişiklikleri fark etti ancak hastanede bu fıstığı çıkarmak için gerekli cihaz olmadığını söyledi. Koca ailesi, araştırmaları sonucu Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran’a ulaştı. Anne babadan üç ay önceki fıstık kazası öyküsünü dinleyen ve akciğer grafisini inceleyen Prof. Dr. Reha Baran, aynı gün yarım saat süren işlemle küçük Emir’e yeniden hayat verdi. Prof. Dr. Reha Baran “Hemen anestezi ekibiyle konuşarak Emir’i yüz maskesiyle uyuttuk, çocuk tipi bronkoskoplarla nefes yoluna girdik ve yabancı cismi çıkardık. Fıstık parçasını çıkarınca tamamen sağlığına kavuştu” diyor.

Akciğeri bir süre sonra çürüyecekti!

Prof. Dr. Reha Baran, fıstık parçasının bir süre daha küçük çocuğun nefes borusunda kalması durumunda, halk dilinde ‘çürüme’ denilen enfeksiyona bağlı yapı değişikliklerine yol açacağını ve uzun vadede sol akciğerini hiç kullanamaz hale geleceğini belirterek, “Fıstık parçası tam sol ana bronş dediğimiz, sol tarafa giden ana nefes yolunu tamamen kapamıştı. Kapattığı için de akciğer havalanmıyor veya hava girip çıkamıyordu. Bu nedenle akciğer şişiyor ve daha sonra iltihap gelişiyor, çürüyor; bildiğiniz yok oluyor. Bu, erişkinde bile sorun yaratır. Fıstık parçasını çıkarmasaydık Emir sürekli enfeksiyonlarla çok büyük sorunlar yaşayacak, akciğerini kaybedebilecekti” diyor.

“Oğlumuzla birlikte biz de yeniden doğduk”

Küçük Emir’in annesi Dilek Koca ve babası Temel Koca “Reha hocamız fıstığı çıkardı ve canımıza yeniden can verdi. Oğlumuzun hiçbir şikayeti kalmadı. Operasyondan kısa bir süre sonra aynı gün hastaneden taburcu olduk. Oğlumuzla birlikte biz de yeniden doğduk” derken, Prof. Dr. Reha Baran, ebeveynleri, çocuklarda çok sık görülen boğaza yabancı cisim kaçması riskine karşı uyarıyor.



Yabancı cisim kaçması çok sık görülüyor!

Çocuklarda hayati riske yol açan en tehlikeli kazalardan birinin boğaza yabancı cisim kaçması olduğunu; en çok fıstık, fındık, üzüm, leblebi gibi kuruyemiş, nohut, oyuncak parçaları ve kalem kapağı kaçmasıyla karşılaştıklarını belirten Prof. Dr. Reha Baran “Örneğin çocuk kalem kapağını ağzına alıyor ve o sırada gülerken ya da başka şeyle ilgilenirken bir anda kalem kapağı nefes borusuna kaçabiliyor. Bu tür kazalarla çok karşılaştığımız için ailenin şüphesi çok büyük önem taşıyor. Aile ‘biz bundan şüpheliyiz’ dedikleri anda hiç zaman kaybetmeden bakmak lazım çünkü nefes yolları, yemek borusu gibi açılan bir yer değil. Nefes borusu kapalı bir organ, daha gideceği yer yok. Nefes borusunu aspire ettikten sonra yani emerek çektikten sonra orayı tıkıyor ve ölümcül olabiliyor” diyor.
LC WAIKIKI’DEN 23 NİSAN’A ÖZEL NEŞELİ KOLEKSİYON

LC WAIKIKI’DEN 23 NİSAN’A ÖZEL NEŞELİ KOLEKSİYON

LC Waikiki, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel koleksiyonuyla çocukların neşesine ortak oluyor. 23 Nisan’ın enerjisine ayak uyduran, kırmızı, mavi ve pembe tonların öne çıktığı koleksiyona minimal desenler, puantiyeler ve pırıltılı detaylar hareket katıyor.



Kız ve erkek çocukları için uyumlu bir koleksiyon hazırlayan LC Waikiki, çocuklara tarzını yansıtma imkanı sunuyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel olarak hazırlanan koleksiyonda minimal desenler kadar pırıltılar da dikkat çekiyor. Çocukların renkli dünyasından ilham alan koleksiyonda beyaz renge canlı tonlar eşlik ediyor. Koleksiyonda zarif kızlara şıklık vadeden uçuşan tüllü etekler, pul ve puantiye detaylarıyla fark yaratırken, tişörtlerde kullanılan pul detaylar kızların şıklığını tamamlıyor. Erkek koleksiyonunda da kullanılan puantiyeler kız ve erkekler arasında uyum sağlıyor.

Dokulu kumaşlarla tasarlanan erkek gömlekler basic gabardin kumaş pantolonlarla kombinleniyor. Puantiye detaylı kravatlar erkek çocuklarının tarzına vintage bir dokunuş katarken papyon bu sezonun da vazgeçilmezi olarak koleksiyonda yerini alıyor.

                LC Waikiki 
1988 yılında kurulan ve 1997 yılından bu yana Türkiye’de LC Waikiki Mağazacılık çatısı altında hizmet veren LC Waikiki, “İyi giyinmek herkesin hakkı” misyonu ve “ulaşılabilir moda” anlayışıyla Türkiye’yi giydiriyor. LC Waikiki, büyüme serüvenini 30 yıldır hem yurtiçi hem de yurtdışında sürdürüyor. Hazır giyim sektörünün lideri LC Waikiki, bugün, 38 ülkede 838 mağazası ve 42.000 çalışanıyla hizmet veriyor.
ŞUBAT AYININ EN ÇOK KONUŞULAN DİZİLERİ BELLİ OLDU

ŞUBAT AYININ EN ÇOK KONUŞULAN DİZİLERİ BELLİ OLDU

Televizyon kanalları birbirinden heyecanlı dizilerle ekranlara gelmeye başlarken,diziler Şubat ayında adeta birbiriyle yarıştı. Geçtiğimiz ayın en çok konuşulan dizileri belli olurken yayın hayatına başlamaya hazırlayan ve yayın hayatına başlayan dizilerde özellikle “asker” ve “tarih” teması ön plana çıktı.



Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, Şubat ayının televizyon raporunu çıkardı. Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya incelemesine göre,özellikle son zamanlarda ekranlara gelen tarihi ve askeri dizilerin popülaritesinin artmaya başladığı belirlenirken geçtiğimiz ayın en çok konuşulan dizisi 358 habere konu olan Diriliş Ertuğrul oldu. Diriliş Ertuğrul’u 297 habere konu olan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz takip ederken ilk bölümünden itibaren izleyiciyi ekran başına kilitleyen Sen Anlat Karadeniz dizisi 271 haberle listenin üçüncü sırasında yer aldı. Ufak Tefek Cinayetler 236 haberle dördüncü sırada yer alırken, Vatanım Sensin 206 haberle beşinci, Çukur 178 haberle altıncı, İstanbullu Gelin 175 haberle yedinci, Payitaht Abdülhamid 166 haberle sekizinci, Çocuklar Duymasın 163 haberle dokuzuncu Kırgın Çiçekler 135 haberle onuncu sırada yer aldı.

DİZİ İSMİ
KANAL
HABER ADET
DİRİLİŞ ERTUĞRUL
TRT 1
358
EŞKIYA DÜNYAYA HUKÜMDAR OLMAZ
ATV
297
SEN ANLAT KARADENİZ
ATV
271
UFAK TEFEK CİNAYETLER
STAR TV
236
VATANIM SENSİN
KANAL D
206
ÇUKUR
SHOW TV
178
İSTANBULLU GELİN
STAR TV
175
PAYİTAHT ABDÜLHAMİD
TRT 1
166
ÇOCUKLAR DUYMASIN
KANAL D
163
KIRGIN ÇİÇEKLER
ATV
135
 Renault’da 16 yaş ve üzeri araç sahiplerine fırsat

Renault’da 16 yaş ve üzeri araç sahiplerine fırsat

Mart ayında Renault’da sıfır faiz seçeneğinin yanı sıra tüm binek ve hafif ticari modellerinde cazip ödeme seçenekleri sunuluyor. Renault, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü sunduğu özel şartlar ile kutluyor. 16 yaş ve üzeri araç sahiplerine yönelik kampanya ise 15 Mart 2018 tarihine kadar devam ediyor.



Tüm binek ve hafif ticari Renault modellerinde 30.000TL kredi 24 aya kadar yüzde 1,09* faiz yer alırken, daha fazla kredi ve vade taleplerinde ise maksimum 90.000 TL kredi 48 aya kadar yüzde 1,39* sabit faiz oranı bulunuyor. Finansman kampanyasına katılmayan Master ve Trafic müşterilerine ise 2.000 TL’lik ek indirim sağlanıyor.

Ayrıca Clio ve Kangoo modellerinde ise 24.000TL kredi ve 12 aya kadar sıfır faiz seçeneği sunuluyor.

Mart ayında Clio HB 64.800 TL, Kangoo 72.650 TL, Megane Sedan 82.850 TL, Captur 91.850 TL, Trafic 91.850 TL, Master 94.850 TL, Kadjar 112.700TL’den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.

Kadınlar Günü’ne özel kampanya
8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle Mart ayı boyunca, tüm Renault binek modellerinde** artı 1 yıllık garanti sağlayan Maxxi Garantim ürünü hediye ediliyor ve dosya masrafı alınmıyor.

Renault’da 16 yaş ve üzeri araç sahiplerine fırsat
Renault, 16 yaş ve üzeri herhangi bir marka ve model binek ya da hafif ticari aracını yenilemek isteyen müşterilerine* cazip bir fırsat sunuyor. 15 Mart 2018 tarihine kadar geçerli kampanya kapsamında 2018 model Megane Sedan ve Clio HB’in perakende satın alımlarında, anahtar teslim fiyat üzerinden 10.000 TL indirim** sağlanıyor.

Kampanya dahilinde şartlar yerine getirildiğinde Clio HB 54.800 TL, Megane Sedan ise 72.850 TL’den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.
Bu Hormonlar Kadın Doğasının Şifrelerini Veriyor

Bu Hormonlar Kadın Doğasının Şifrelerini Veriyor

Bazıları bir anda ağlatıyor, bazıları iyi ve enerjik hissettiriyor, bir kısmı da hassaslaştırıyor. Erkekler sıklıkla kadınlardaki ani değişimlere anlam veremediklerinden yakınırken, bunun nedeninin büyük bir çoğunlukla hormonlar olduğu belirtiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşe Çıkım Sertkaya, kadınların yaşamını şekillendiren ve doğasını özetleyen hormonları anlattı.




Kadında doğurganlık özelliği önemli bir faktör
Kadında baskın hormon östrojendir. Bu hormon erkeklerde de bulunur ancak kadında mutlak hakim olarak karşımıza çıkar. Erkekte ise bu görevi yani mutlak rolü testosteron üstlenir. Bütün vücut özelliklerini bu hormonlar belirler. Kadında yumuşak cilt, deri altı yağ dokusu, sesin inceliği, karakterin daha yumuşak olması östrojene bağlıdır. Kalın ses, saç-sakal, kas kütlesi, sert bir mizaç ise testosteron etkinliği altındadır. Bu iki hormonun vücutta kurduğu bir denge vardır ve bu sarsıldığında her şey bozulabilir; yani obezite, insülin direnci gibi çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir. Kadın her ay yumurtlama, gebelik ve bir bebek dünyaya getirmeye dönük olarak doğal sürecini sürdürür. Erkekte ise testosteron ergenlik döneminde en yüksek seviyeyi ulaşarak 65 yaşa kadar etkin olur. Dünyadaki her şeyin östrojen ve testosteron hormonlarının temelinde yükseldiğini söylemek mümkündür.

Hormonlar davranışları etkiliyor
Kadının davranış biçiminde yaşanan değişimlerde hormonlar yani östrojen ve progesterona bağlı siklus değişimleri etkindir. Kadında o dönem bu hormonlardan hangisi hakimse onun etkisi altında kalır. Reglinin ilk günü östrojenin başlangıç günü olarak kabul edilir ve bu hormon değeri git gide yükselir. 15. gün yani reglinin tam ortasına gelindiğinde ovülasyon yani yumurtlama gerçekleşir ve östrojen de en yüksek seviyeye ulaşır. Yumurtlama dönemi kadının en farklı olduğu dönemdir. Östrojen seviyesinin yükselmesine bağlı olarak güzelleşir, cildi ışıl ışıl parlar, hareketlidir, canlıdır ve hem sosyal hem iş hayatında çok daha verimli olur. Bu dönem ayrıca çocuk yapmak için de en uygun süreçtir. Hamileliğin oluşmasıyla birlikte ise farklı hormonlar devreye girer.

Yeni yaşamın ilk habercisi “Beta-HCG hormonu”
Yumurtlama sonrası eğer döllenme olur ve bir kadın hamile kalırsa beden dünyaya gelecek bebek için eşsiz bir hazırlığa başlar. Kadının bedeni tamamen bebeği korumaya ve onu sağlıklı tutmaya dönük olarak çalışır. Bebeğin eşi plasenta ile kadında Beta-HCG hormonu salgılanır. Gebeliği müjdeleyen hormon olarak da bilinen HCG, anne adayında mide bulantısına yol açarken asıl işlevi yani bebeği koruma rolünü üstlenir. Gebeliğin ilk 3 ayında yani plasentanın oluşum sürecinde etkin olan Beta-HCG, progesteron hormonunu uyararak bedende yeni hazırlıkların ilk sinyalini verir.

“Progesteron hormonu” ağlatıyor
Progesteron hormonu bebek için yumuşacık bir yatak oluşturarak onu korur. Bebeği besleyen damarlar ve kan akımının oluşmasında önemli rol üstlenir. Bedendeki tüm gıdalar bu kanal aracılığıyla bebeğe ulaşır. Bebeği beslemek için annenin şekeri yükselir, kemiklerinden kalsiyum çekilir, tiroit hormonları uyarılır. Bebek büyümeye başlar, bebek büyüdükçe bu etkiler de artar. Progesteron bebeği koruyup kollarken annede ise ani duygu durum değişikliklerine de neden olur. Sadece gebelik süreci değil, regl döneminde de progesteronun yükselişiyle kadında aşırı duygusallık ve ağlama hali görülebilir. Duygu durum değişiklikleri kadından kadına elbette farklılık gösterebilir. Her bir kadında farklı bir reseptör uyarılır; kimi ağlarken kimi sinirlenir, kimi aşırı mutlu olurken kimi de aşırı telaşlı olabilir.

Oksitosin hormonu tüm acıları unutturuyor
Bebeğin anne karnında gelişimini sürdürdüğü dönemde hormonlar kadını idare eder. Mutluluk ve sevgi hormonu olarak da bilinen oksitosin, uterus yani rahmi kasarak anne adayını doğuma hazırlar. Ayrıca süt kanallarını da uyararak anne için emzirme sürecini başlatır. Kan basıncını düşürerek, rahatlama sağlar. En önemli özelliklerinden biri ise unutmaya yardımcı olur. Doğumda en yüksek seviyeye ulaşan oksitosin hormonu doğum sonrası yavaş yavaş azalır. Bu hızlı düşüşle unutkanlık yaşanır. Eğer bu hormonal değişim yaşanmazsa bir kadın doğumda çektiği acıyı an be an hatırlamaya devam eder ve bir daha asla doğum yapmak ya da bebek sahibi olmak istemeyebilir. Bu nedenle oksitosin hormonu burada önemli bir rol üstlenir.

Tiroit hormonu kadını yavaşlatıyor
Tiroit hormonu kadında da erkekte de etkindir ancak kadında farklı tepkilere neden olabilir. Bu hormon zihni dinç tutar, kişiyi dinamik kılar ve metabolizmayı korur. Tiroit hormonu kadın için daha özeldir çünkü menopoz sonrası tiroit bezi bozuklukları ortaya çıkar. Örneğin menopoza giren kadınlar bu süreçte zihinsel yetilerinin zayıfladığını, eskisi kadar dinamik bir zihne sahip olmadıklarını söylerler. Ayrıca hareketsizleştiklerini, kilo aldıklarını belirtebilirler. Bu süreçte muhakkak tiroit hormonlarına bakılması önem taşır. Kadını yavaşlatmak üzere olan bir sistemin kapısını aralayan tiroit yetersizliklerine zamanında tanı konulması ve tedavi uygulanması önemlidir. Ayrıca menopoz da asla olumsuz bir süreç olarak görülmemelidir.
 Sessiz ve kör edici hastalık “Glokom”

Sessiz ve kör edici hastalık “Glokom”

Dünyada görme kaybı nedenleri arasında katarakttan sonra ikinci sırada yer alan glokom yani göz tansiyonu sessizce ilerliyor ve yaşam kalitesini bir anda düşürebiliyor. Gözde glokomun oluşturduğu hasar bir an önce tespit edilip, hastalık kontrol altına alınmadığı takdirde geri dönüşü olmayan tablolara yol açabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Bekir Sıtkı Aslan, “8-14 Mart Dünya Glokom Haftası” öncesinde göz tansiyonu hakkında bilgi verdi.



Sessiz ve kör edici hastalık “Glokom”
Glokom, görme bilgisini beyne taşıyan görme sinirinde ilerleyici hasara neden olan bir göz hastalığıdır. Glokomun en yaygın şekli, gözün içinde oluşan sıvının fazla salgılanmasına veya sıvının dışa akımında direnç oluşmasına bağlı göz içi basıncındaki artıştan kaynaklanır. Bu basınç artışı zamanla görme kaybına ve tedavi edilmezse körlüğe neden olabilir. Bir kez geliştiğinde, görsel hasar çoğunlukla geri döndürülemez. Bu durum, glokomun "sessiz kör edici hastalık" ya da "görmenin gizemli hırsızı" olarak tanımlanmasına yol açmaktadır.

Diyabet hastaları ve ailesinde glokom görülenler dikkat!
Her yıl iki milyondan fazla insan glokoma maruz kalıyor ve glokom, dünya genelinde katarakttan sonra körlüğün ikinci en önde gelen nedenidir.Herkeste glokom gelişebilir, ancak 60 yaşın üstündeki insanlar, ailesinde glokom öyküsü olan kişiler veya diyabetliler daha yüksek risk altındadır. Gözlerinizi kontrol altında tutmak ve glokom semptomlarının farkında olmak, erken tanı için yararlı olur.

Erken teşhis körlüğün önüne geçiyor
Glokom için mutlak bir tedavi yoktur, ancak hastalık erken teşhis edilip tedavi edilirse görme kaybı ve körlük önlenebilir. Kişinin yaşı ne olursa olsun, düzenli göz muayenelerini aksatmaması önemlidir. Bu konuda öneriler şöyle sıralanmaktadır:
  • 40 yaşın altındaysanız, her iki ile dört yılda bir kontrol için göz hekimine başvurulması önerilir, yaş arttıkça muayene olma sıklığı artırılmalıdır.
  • 55 yaşından sonra her iki yılda bir gözlerinizi muayene ettirmelisiniz.
  • Ailede göz hastalıkları öyküsü ya da glokom riskinden endişe duymanız halinde mutlaka göz muayenesi olmanız gerekmektedir.
Doktorunuz görme keskinliği testi ve görme alanı testi ve göz içi basıncı da dahil olmak üzere, bir dizi test yoluyla glokom olup olmadığını tespit edebilir. Göz bebeğini büyüterek yapılacak bir göz muayenesi, doktorların retina ve optik sinirlerinize herhangi bir hasar olup olmadığını kontrol etmesine yardımcı olur.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz glokom riskini azaltıyor
Araştırmalar, yaşam biçiminin glokom riski üzerinde bir etkisi olabileceğini göstermektedir. Yapılan bir araştırmada, günde 1 porsiyon yeşil yapraklı sebze yemenin aslında glokom riskini yüzde 30 düşürebileceğini göstermektedir. Buna ek olarak, şeker hastalığı gibi obezite ile ilişkili bozukluklar, glokom ve görme kaybı riskinde artışa neden olabilir. İdeal kilonun korunmasına özen gösterilmelidir, doğru diyet ve egzersiz planlaması çok önemlidir.

Masa başı çalışanlar 20-20-20 kuralını uygulayın
Bütün gün masa başında çalışıp bilgisayar ekranlarına bakanlar, gözlerini rahatlatmak için 20-20-20 kuralını uygulayabilirler. 20 dakikada bir 20 saniye 20 adım ileri bakmak göz yorgunluğunu azaltarak gibi göz içi basıncının da düzenlenmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca ağırlık kaldırma veya yogadaki belirli pozisyonlar gibi belirli egzersizler göz basıncını artırabilir. Bu nedenle glokomun önlenmesi veya tedavi edilmesi için yeni bir egzersiz planına başlamadan önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır.
Böbrek sağlığı için bu 15 altın kurala dikkat edin

Böbrek sağlığı için bu 15 altın kurala dikkat edin

Kronik böbrek hastalarının yaklaşık %40’ını şeker hastaları, %30’unu da hipertansiyon hastaları oluşturuyor. Kronik böbrek yetmezliği için risk altındaki kişilere yönelik düzenli tarama ve etkin tedavi ile hastalığın ilerlemesi önlenebiliyor. Böbrek yetmezliğinin, her yaşta ve cinsiyette oluşabildiği bilinse de, özellikle 40 yaşından sonra ve kadınlarda daha sık görülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. A. Egemen İşgören, 8 Mart Dünya Böbrek Günü nedeniyle böbrek sağlığı hakkında bilgi verdi.



Kadınlarda daha çok görülüyor!
Kronik böbrek yetmezliği böbreğin süzme fonksiyonlarındaki ilerleyici azalma olarak tanımlanmaktadır. Hastalık sıklıkla sinsi seyrettiği için, hastalığın toplumda görülme sıklığı ve yaygınlığı artmaktadır. Düzenli tarama yapılmadıkça erken evrelerde teşhisi zordur. 10 kronik böbrek hastasından sadece biri hastalığın farkındadır. Farkındalığının ve erken tanısının düşük olması nedeniyle, hastalık sıklıkla son dönem böbrek yetmezliği evresine ilerler.

Geceleri çok sık idrara çıkıyorsanız…
Hastalık gece idrara çıkma sıklığındaki artışla kendini gösterebilir. Gece bir seferden daha fazla idrara çıkan hastaların böbrek fonksiyon testlerini yaptırması erken tanıda önemlidir. Ödem, tansiyon kontrolünde zorlaşma, idrarda köpüklenme, idrarda mikroskopik ya da gözle görülür kanama veya protein kaçağının olması gibi durumlar diğer belirtiler arasında yer almaktadır. Son dönem böbrek yetmezliğine ulaşmış hastalarda iştahsızlık, bulantı, kusma, kaşıntı, kramp, halsizlik gibi şikayetler görülebilir.

Kronik böbrek hastalığı için en yüksek risk faktörleri şunlardır;
  • Şeker hastalığı
  • Tansiyon yüksekliği
  • Kalp-damar hastalıkları
  • Obezite
  • İleri yaş
  • Ailede böbrek hastalığı varlığı
Düzenli kontroller önemli
Hipertansiyon ve şeker hastalarının kronik böbrek hastalığına yakalanma riskleri yüksektir. Bu nedenle bu hastaların böbrek fonksiyonlarının daha yakından takip edilmesi önemlidir. Hiçbir şikayetleri olmasa da en az 6 aylık periyotlar ile böbrek fonksiyonlarına bakılmalıdır. Ayrıca böbreğin kistik hastalıkları, kronik ve tekrarlayan böbrek enfeksiyonları, idrar yollarına ait kaçaklar, böbrek taş hastalıkları, özellikle romatizmal ya da ağrı kesici ilaçların uzun süreli kullanımları gibi durumlar, böbrek hastalığına yakalanma riskini artırabilir.

Kolayca teşhis edilebilir
Kronik böbrek hastalığı basit ve ucuz kan ve idrar testleri ile kolayca teşhis edilebilir. Erken evrede saptandığında hem kronik böbrek hastalığına özgü genel önlemler, hem de altta yatan veya eşlik eden hastalıklara yönelik tedavi yaklaşımları ile ilerlemesi engellenebilir veya geciktirilebilir. Üstelik riskli bireylere yönelik etkin tarama ve tedavi ile hastalığın gelişimi önlenebilir.

Böbrek sağlığı için bu 15 altın kurala dikkat edin;

1-Düzenli egzersiz yapın
2-Sağlıklı beslenin ve ideal vücut ağırlığınızı koruyun
3-Tuzu azaltın
4-Günde ortalama 2-2,5 litre su tüketin
5-Sigara kullanmayın
6-Aşırı alkol tüketiminden kaçının
7-Gereksiz yere ağrı kesici ve antibiyotik kullanmayın
8-Taş ve idrar yolu enfeksiyonlarının nedenini öğrenin
9-Kan basıncınızı takip edin
10-Kan şekerinizi belirli aralıklarla kontrol ettirin
11-Magnezyum içeren besinler tüketin
12-Gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durun
13-Kafein kullanımını belirli bir miktarda tutun
14-İdrarı mesanede tutmaktan kaçının
15-Lahana, karnabahar, kırmızıbiber, sarımsak, soğan, elma, kızılcık, yaban mersini, ahududu, çilek, kiraz, kara üzüm, yumurta beyazı, balık ve zeytinyağı tüketin
Ateşli hastalıklarda zencefil ve nane çayı içilmeli

Ateşli hastalıklarda zencefil ve nane çayı içilmeli

Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlü tutmak hastalıklardan koruyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmede bitki çaylarının önemine dikkat çeken uzmanlara göre, kuşburnu iyi bir C vitamini kaynağı ancak demleme süresine dikkat edilmeli. Adaçayının ise antimikrobiyal etkisi mikroplardan ve bakterilerden koruyor. Ateşli hastalıklarda zencefil, yorgunlukla başa çıkmada papatya çayı etkili oluyor.



Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, bağışıklık sistemini güçlendirmede bitki çaylarının önemine işaret etti.
Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, bitki çayları ile ilgili şu bilgileri verdi:

“Özellikle adaçayının, antimikrobiyal etkisi ile mikroplardan ve bakterilerden koruma özelliği vardır. Hafif yorgunluk belirtisi durumunda hastalıklardan korunma amaçlı adaçayı tüketilmesi önerilmektedir.

Kuşburnu iyi bir C vitamini kaynağıdır. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde en çok kullanılan bitkidir. Ancak demlenmesi sırasında kayba uğrayabilmektedir. Bu yüzden uzun süreli demleme işlemi uygulanmamalı, mümkün oldukça hızlı bir şekilde bitirilmelidir. Çünkü uzun süre beklendiğinde içerisindeki C vitamini okside olarak kaybolmaktadır.

Ateşli hastalıklarda zencefil ve nane çayı içilmeli

Nane çayı, gribal enfeksiyonlarda ateş durumu da varsa vücudun ısınmasını ve terlemesini sağladığı için kullanılmaktadır. Tüketilen çaya taze olarak da eklenebilir. Aynı şekilde zencefil de ateşli hastalıklarda kullanılabilir ayrıca akciğerlerdeki enfeksiyonun vücuttan çıkarılmasında da yararlıdır.

Kırmızı çay olarak da bilinen Roibos bitkisinin çayı da vücut direncini arttırmaya yardımcı olur. Ayrıca tarçınla beraber tüketildiğinde iştah kontrolünü de destekler. Günde 1 fincan içilmesi uygundur.

Yorgunluk için papatya çayı!

Yasemin ve papatya çayları yorgunluk ve halsizlik durumlarında kasların dinlenmesini sağlar. Özellikle kış aylarında günde bir fincan tüketilmesi önerilmektedir. Akşam saatlerinde tüketildiğinde uykunun düzenlenmesine yardımcı olur. Düzenli uyku, vücudun toparlanmasını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Böylece dolaylı yoldan enfeksiyonlara karşı koruyucu olabilmektedir.”

Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, karışık olmayan bitki çaylarından çocuk, yetişkin ya da yaşlı fark etmez günde iki fincan tüketebileceğini kaydetti.
AvivaSA’nın son model otomobili sahibini buldu

AvivaSA’nın son model otomobili sahibini buldu

AvivaSA, Bireysel Emeklilik ve Hayat sigortası sektöründe güçlü adımlar atmaya devam ediyor. Firmanın, acente kanalı için düzenlediği kampanyanın 2017 yarıyıl sonuçlarına göre,İstanbul acentesi “Gülhat Tekçe VIP Sigorta”, en başarılı acente olarak, son model otomabil ödülüne hak kazandı. 



Sektör lideri AvivaSA’nın, Yıldızlar Kulübü adını verdiği acente bağlılık programıkapsamında hayata geçirdiği, acente kanalı kampanyasının ilk yarıyıl sonuçlarına göre en başarılı acenteleri belli oldu. Büyük ödül olan son model otomobil kazanan acenteye ödülü, AvivaSA genel merkezinde gerçekleştirilen törenle takdim edildi.

Yıldızlar Kulübü
Konuyla ilgili bir açıklama yapan, AvivaSA CEO’su Fırat KurucaYıldızlar Kulübü adını verdikleri acente bağlılık programıyla, acentelere yıldız sayısına göre farklılaşan ayrıcalıklar sunmayı hedeflediklerini belirterek, şunları söyledi: “Sektörümüzün en gelişmiş çoklu dağıtım kanal yapısına sahip şirketiyiz. Acente kanalı da, bu yapının içinde yıllardır planlı, programlı bir şekilde yatırım yaptığımız, en değerli kanallarımızdan biri. Yıldızlar Kulübü kapsamında, bir acente kampanyasını hayata geçirdik.”

Bireysel Emeklilik ve Hayat sigortası sektöründe bir ilk: Otomobil Ödüllü Kampanya
2017 ilk yarısının en başarılı acentelerinin belli olduğu ve ödüllerini aldıkları kampanya sürecine, dönemsel, konjonktürel bir uygulama olarak bakılmaması gerektiğini vurgulayan Kuruca, “Kampanyamız, bu kapsamda yapacağımız yatırımlar anlamında sadece bir başlangıçtır. Çok özel sürprizlerimiz olacak. Yıldızlar Kulübünü ve kampanyalarımızı acentelerimizin ve sektördeki diğer acentelerin dikkatle takip etmelerini rica ediyoruz.” dedi.

AvivaSA’nın, acente kanalı için düzenlediği kampanyanın ilk yarıyıl sonuçlarına göre, İstanbul acentesi “Gülhat Tekçe VIP Sigorta”, son model otomobil ödülüne hak kazanırken;bu acenteyi takip eden 4 başarılı acente 1 haftalık yurtdışı tatili kazandı.
 Hikayeleriniz hiç olmadığı kadar canlı görünecek

Hikayeleriniz hiç olmadığı kadar canlı görünecek

Canon, şimdiye kadar üretmiş olduğu en sezgisel ve teknolojik açıdan en ileri aynasız fotoğraf makinesi olan EOS M50 modelini fotoğraf tutkunlarının beğenisine sundu. Günümüzün modern maceraları için tasarlanan EOS M50, muhteşem renk ve detaylara sahip unutulmaz anılar yaratmak için 4K video çekim kapasitesi, değişken açılı dokunmatik ekranı ve Canon’un en son DIGIC 8 görüntü işlemcisine sahip olan ilk aynasız fotoğraf makinesi olarak dikkat çekiyor.




Canon EOS M50, düşük ışıklı ortamlarda net, yüksek çözünürlüklü görüntüler için 24,1 megapiksel CMOS sensöre ve en hızlı hareketlerin bile güçlü detaylarla yakalanmasını sağlayan 10 kare/sn. sürekli çekim hızı ile geliyor. Sorunsuz internet bağlantısı için Bluetooth®1 ve Wi-Fi2 özellikleri ile de teknolojiyi avucunuzun içine getiriyor.

Canon EOS M50, gurur duyacakları hikayeler oluşturmak ve anlatmak için değiştirilebilir lensli, hafif ve kolay taşınabilir bir fotoğraf makinesi ile fotoğrafçılık becerilerini geliştirmek isteyen kompakt fotoğraf makinesi kullanıcılarına hitap ediyor.

En son teknolojilerle donatılan Canon EOS M50, DSLR kalitesini her türlü macerada yanlarında taşıyabileceği şık ve kompakt bir gövde içinde sunuyor. 24,1 megapiksel CMOS sensörün ürettiği sinematik görünüm ve his, Full HD’den dört kat daha yüksek çözünürlüklü çok daha zengin detaylar için 4K video çekim özelliğinin eklenmesiyle birlikte yepyeni bir deneyimin de kapılarını aralıyor.

Canon, EOS M50 modeliyle birlikte bir fotoğraf makinesinde ilk kez kendi ürettiği son DIGIC 8 görüntü işlemcisini kullanıyor. Yeni işlemci fotoğraf makinesinin işlevini güçlendiriyor. Örneğin: 4K video kaydı, 4K zaman aşımlı kayıt ve 4K videolardan 4K fotoğraf kareleri alma; yüksek sürekli çekim hızı ve düşük ışık altında dahi net görüntüler elde edilmesini sağlayan standart maksimum 25.600 ISO hızı sunuyor. DIGIC 8 görüntü işlemcisi doğrudan fotoğraf makinesinde paylaşıma hazır hale getirilen üstün kaliteli görüntüler için otomatik odaklanma, “Otomatik Işık İyileştirici”, “Dijital Lens İyileştirici” ve “Vurgulu Ton Önceliği” özelliklerini kapsayan başka birçok iyileştirme de sunuyor.

EOS M50’nin iddialı ve çağdaş tasarımı, ortaya yerleştirilen büyük elektronik vizörüyle klasik çekim deneyimine modern bir hava katıyor. Kullanıcılar, hikâye çekimlerinde çoklu perspektif kullanımına olanak tanıyarak daha iyi hikâye çekimleri üreten 7,5 cm değişken açılı dokunmatik ekranı kullanarak yaratıcı çekim açılarını keşfederken, harika özçekimler yapılmasını ve kolayca vlog kayıtları hazırlanmasını sağlıyor. Dokunmatik ekran becerilerinin iyileştirilmesi, dokunma ve sürükleme ile AF özelliğinin kullanılmasını sağlayarak, kullanıcının gözünü vizörden ayırmadan sezgisel ve sorunsuz bir şekilde otomatik odaklanma noktası ayarı yapabilmesine de izin veriyor.

Bağlan, paylaş

Canon EOS M50, iOS ve Android cihazlara yönelik ücretsiz olarak sunulan Canon Camera Connect uygulaması ile akıllı cihazlarla kolayca entegre edilebiliyor. Sosyal medya siteleriyle kolay paylaşım için fotoğraf ve videolar fotoğraf makinesinden akıllı cihazlara3 otomatik olarak aktarılıyor. Böylece çekim aşamasından doğrudan dünya ile paylaşma aşamasına kadar sorunsuz bir şekilde geçişi sağlıyor. Ayrıca içerik, Canon Irista’da bulut ortamında saklanabiliyor veya Canon’un Image Transfer Utility 2 uygulaması kurularak bir PC veya Mac bilgisayar ile otomatik ve kablosuz bir şekilde eşitlenebiliyor.

Gurur duyulacak hikayeler için ilham verici teknolojiler

Canon EOS M50, DIGIC 8 görüntü işlemcisinin olanak tanıdığı, fotoğraf makinesi içindeki pek çok iyileştirme teknolojisi ile zengin fotoğraf ve videoları otomatik olarak çekiyor. Anılar 4K videonun zengin detayları ve gerçekçi Canon renkleriyle sinematik bir anıya dönüşüyor.
Saniyede 120 kareye kadar HD video yakalama kapasitesi pürüzsüz aksiyon sekansları çekilmesine olanak tanıdığı gibi ağır çekim oynatma seçeneklerini de genişletiyor. Bir Canon aynasız fotoğraf makinesinde bir ilk olmak üzere, hızlı 10 kare/sn sürekli çekimle kusursuz aksiyon çekimleri yakalanırken, sürekli AF ile 7,1 kare/sn çekim de yapılabiliyor.

Daha fazla görüntü çekin, daha fazla hikâye anlatın

EOS M50, yeni CR3 14-bit RAW dosya formatının kullanıldığı ilk fotoğraf makinesi olduğu gibi, tam çözünürlüklü F_RAW dosyalar üreten ve aynı zamanda standart RAW dosyalara kıyasla dosya boyutundan yaklaşık %30-40 kazandıran yeni bir C-RAW seçeneği kullanıyor. Bu yeni özellikler hafıza kartında depolanabilecek görüntü sayısını artırırken RAW görüntülerin sunduğu esnekliğin korunmasını da sağlıyor.

Her koşula uygun bir lens

EOS M50’nin Canon’un geniş yelpazedeki kompakt ve yüksek kaliteli EF-M lensleriyle uyumlu olması, kullanıcıların kendi ideal kompakt sistemlerini oluşturmalarına olanak tanıyor. En üst düzeyde hikâye anlatma esnekliği ve seçenek bolluğu için EOS M50 fotoğraf makinesi, Montaj Adaptörü EF-EOS M aracılığıyla 80’den fazla ünlü EF ve EF-S değiştirilebilir Canon lensiyle uyumlu olarak geliyor. Fotoğraf makinesinin aksesuar kızağı donanımı, Canon’un Speedlite flaşlarının kolayca bağlanmasını sağlayarak flaşlı fotoğrafçılıkla keşfedilebilecek anlatım olanaklarını genişletirken, 3,5 mm mikrofon girişine Canon’un Yönlü Stereo Mikrofon DM-E1’i gibi özel bir mikrofon bağlanarak yüksek kaliteli ses kaydı yapılmasını sağlıyor.

Canon EOS M50 için ön siparişler, Canon’un çevrimiçi mağazasından ve resmi Canon bayilerinden verilebiliyor.

Daha fazla bilgi almak için lütfen ziyaret edin: EOS M50

Temel avantajlar:
  • Süper sonuçlar üreten modern, kolay çekim
  • Kompakt, şık ve sezgisel çekim deneyimi
  • Bluetooth ve Wi-Fi ile akıllı bağlantı ve kontrol
  • Her türlü hikâyeyi anlatmak için yaratıcı özgürlük
Kutunun içindekiler:
  • EOS M50 gövdesi (Siyah ve Beyaz seçenekler mevcuttur)
  • Kamera kapağı R-F-4
  • Askı EM-200DB
  • Pil şarj cihazı LC-E12E
  • Pil paketi LP-E12
  • Güç kablosu

1 Bluetooth® enerji tasarrufu teknolojisine sahiptir. Bluetooth® sözcük işareti ve logoları Bluetooth SIG, Inc. şirketinin mülkiyetindeki tescilli ticari markalardır ve Canon Inc. bu markaları her koşulda lisanslı kullanmaktadır. Diğer tescilli ve ticari marka adları ilgili sahiplerinin mülkiyetindedir. Başlangıçta uyumlu cihazla eşitlemek gereklidir.
2 Wi-Fi: Tüm işlevler veya cihazlar desteklenmez. Ayrıntılar için teknik özelliklerin tamamına bakın.
3 Akıllı cihazlar: Canon Camera Connect uygulaması ile uyumlu iOS ve Android cihazlar. Ayrıntılar için teknik özelliklere bakın. Bilgisayarlar: Canon Image Transfer Utility 2 uygulamasının kurulu olduğu Mac ve PC bilgisayarlar. Ayrıntılar için teknik özelliklere bakın.
2017’de yüzde 9 büyüyen plastik sektörü  36,8 milyar dolarlık üretim yaptı

2017’de yüzde 9 büyüyen plastik sektörü 36,8 milyar dolarlık üretim yaptı

Türkiye ekonomisinin en dinamik sektörlerinden plastikte 2017 yılı büyüme rakamları yüzleri güldürdü. Sektör geçtiğimiz yıl beklentilerin üzerinde yüzde 9’luk bir büyümeye ulaştı. Otomotiv, beyaz eşya, inşaat ve ambalaj gibi sanayi kollarından gelen talep sektörün büyüme rakamlarına da olumlu yansıdı. PAGEV’in açıkladığı verilere göre plastik mamul üretimi 2017 yılında yüzde 9 artarak 36,8 milyar dolara yükseldi. Plastik sektörü 2017 yılı rakamları ile dünyanın en büyük 6., Avrupa’nın ikinci büyük üreticisi olmayı sürdürdü.



Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV), plastik sektöründeki gelişimi ortaya koyan 2017 yılı sektör raporunu açıkladı. Buna göre plastik mamul üretimi 2017 yılında miktar bazında yüzde 8,5’lik artışla 9,6 milyon tona, değerde ise yüzde 9 artışla 36,8 milyar dolara yükseldi. Plastik ambalajlar üretimde ilk sırada yer alırken ambalajı plastik inşaat malzemeleri izledi. Büyüme ile birlikte sektördeki makine ve teçhizat yatırımları da artarak 932 milyon dolara ulaştı.

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 150 ülkeye plastik ihracatı gerçekleştirildi. Plastik sektörünün direkt ihracatı 2017 yılında yüzde 5,6 artışla 4 milyar 340 milyon dolara yükseldi. İhracat yapılan ülkelerde Irak, Almanya, İngiltere, İsrail ve Fransa başı çekti.

2017’de 35,6 milyar dolarlık plastik tükettik…

2017 yılında Türkiye pazarında plastik ürünlere olan talep yüksek seyretti. Geride bıraktığımız yılda iç pazarda 35,6 milyar dolar değerinde 8,6 milyon tonluk plastik mamul tüketildi. Tüketim 2016 yılına kıyasla miktar bazında yüzde 8,9; değer bazında yüzde 9,2 artış gösterdi. Geçen yılki 8,6 milyon tonluk plastik mamul iç tüketiminin yaklaşık 4 milyon 300 bin tonu otomotiv, ambalaj, inşaat ve elektronik gibi ihracatçı sektörler kanalı ile yarı mamul ve mamul şeklinde dolaylı olarak ihraç edildi.

Plastik sektörü yeni petrokimya yatırımları bekliyor…

Plastik hammadde ithalatı 2017 yılında önceki yıla kıyasla miktar bazında yüzde 9,9 artışla 7,2 milyon ton, değer bazında yüzde 16,8 artışla 10,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde yerli hammadde üretimi ise 1 milyon ton seviyesinde kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cezayir’in milli enerji şirketi Sonatrach ile Rönesans ve Bayegan arasında Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde 1 milyar dolarlık petrokimya yatırımı konusunda anlaşmaya varıldığını açıklaması hammaddede yüksek oranda ithalata bağımlı olan sektörde sevinçle karşılandı. 2017 yılında 2,1 milyon tonluk Polipropilen ithalatı gerçekleştirdiği göz önüne alındığında Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde yapılacak petrokimya yatırımı PP ithalatının yaklaşık yüzde 25’ini oluşturması bakımından önem taşıyor.

Hammaddede açık büyürken plastik mamulde dış ticaret fazlası 1,24 milyar dolara yükseldi…

Yerli üretimin yeterli olmamasından dolayı 2017 yılı sonu itibariyle hammaddede yüzde 88 ithalata bağımlı olan Türkiye plastik sektörü, plastik mamul dış ticaretinde ise dış ticaret fazlası veren bir sektör görünümünde. 2017 yılında yüzde 4,7 artışla 1,24 milyar dolar dış ticaret fazlası verildi.

TOBB Plastik Kauçuk Kompozit Sanayi Meclisi ve PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, sektörün 2017 yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede sektörün tüm zorluklara rağmen yılı yüzde 9 büyüme ile kapatmayı başardığını belirterek 2018 yılı için de iyimser olduklarını kaydetti. Geçtiğimiz yıl direkt ve dolaylı ihracattaki artışlara karşın ihracattaki katma değerde sektörün potansiyelinin altında kaldığına da işaret eden Yavuz Eroğlu, “Plastik sektörümüz 2017’de 4,3 milyar dolarlık direkt ihracat gerçekleştirdi. Sektörümüzün önemli pazarları arasında olan yakın coğrafyamızdaki istikrarsızlıklar ihracatımızı olumsuz etkilese de Avrupa pazarı ile bunu telafi ettik. Bölgemizdeki toparlanma sektörün üretim ve ihracatına da olumlu yansıyacaktır. Plastik sektörü; otomotiv, beyaz eşya gibi ihracatçı sektörler kanalıyla da önemli miktarda dolaylı ihracat gerçekleştiriyor. Direkt ve dolaylı ihracatımız 12 milyar doları buldu. Oysa katma değeri yüksek ürünler ile bu rakamların çok daha üzerine çıkabilecek bir sektörüz. 4,99 dolarlık plastik ürün ithal edip 2,66 dolara ihraç ediyoruz. Geçen yıl plastik mamul sektörü ihracatında kilogram başına 1,2 dolar katma değer yaratabilmişiz. Üretimdeki başarıyı katma değerde göstermekte zorlanıyoruz” dedi.

PAGEV Başkanı, açıklamasında hammadde ithalatının 2017 yılındaki artışına da değindi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cezayir’de açıkladığı petrokimya yatırımının çok önemli olduğunu belirterek, “Sektörümüz açısından bu yatırımı son derece olumlu buluyor ve yeni yatırımlar için teşvik edici olmasını bekliyoruz. Geçen yıl ithal ettiğimiz 7,2 milyon tonluk hammaddeye 10,2 milyar dolar ödedik. Yerli petrokimya yatırımlarının artması bu değerin ülkemizde kalmasını sağlar. Ayrıca yerli Polipropilen yatırımı sadece dış ticaret açığını azaltmakla kalmaz, katma değerli mühendislik plastiklerine geçiş için de bir know-how ve insan kaynağı oluşturacaktır” diye konuştu.

Sektörün üretim ve ihracatında 2018 yılında artış beklediklerini de kaydeden Yavuz Eroğlu, plastik sektörü için büyüme tahminlerinin yüzde 5 olduğunu ancak Türkiye ekonomisi ve küresel piyasalardaki gelişmeler paralelinde büyümenin bu rakamın da üzerinde gerçekleşebileceğini söyledi.
5G ile ulaşım daha akıllı, daha güvenli

5G ile ulaşım daha akıllı, daha güvenli

  • Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından tanıtımı yapılan Ulusal Genişbant Stratejisi ve Eylem Planı (2017-2020) arasında yer alan Akıllı Ulaşım Sistemleri alanında deneme yapan ilk Türk operatörü Türk Telekom oldu.

  • Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC 2018) Türk Telekom ve Nokia bir ilke imza atarak gerçekleştirdiği V2X demosusunda, katılımcılar 5G altyapısı üzerinde çalışan Akıllı Ulaşım sistemlerinin devrede olduğu geleceğe ait yoğun trafik hareketi bulunan bir metropol kentin sanal caddelerine götürüldü.
Türk Telekom,Akıllı Ulaşım Sistemleri alanında 2020 yılı sonrasında tamamen otonom olan araçlarda görülmesi planlanan temel 5G teknolojilerinden biri olan V2X (Vehicle to Everything) - kısaca araçtan her şeye iletişim teknolojisi - ile ilgili deneme yapan ilk Türk operatörü oldu. Türk Telekom, Nokia ile Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC 2018) yaptığı V2X demosu ile akıllı ulaşım sistemleri alanında 5G teknolojisi sayesinde gelen son derece düşük gecikme süreleri ile yaşam kalitesi yüksek ve güvenli şehirler oluşturulmasına önemli bir katkı sağlamış oldu.

Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC 2018) Türk Telekom ve Nokia tarafından hazırlanan V2X demosunda katılımcılar 5G altyapısı üzerinde çalışan Akıllı Ulaşım sistemlerinin devrede olduğu 2020’yıllarına ait yoğun trafik hareketi bulunan bir metropol kentin sanal caddelerine götürüldü. Kurulan ambulans, otomobiller ve yayalardan oluşan cadde demosunda ambulans sürücüsünün güzergâhındaki tüm diğer araç ve yayalar gözle görülmeden önce algılanarak sürücünün ekranına anlık olarak konum bazlı iletildi. Son derece düşük gecikme sağlayan 5G V2X teknolojisi sayesinde ambulans şoförü, araç içi ekranında kendi güzergâhındaki tüm araç ve yayaların konum bazlı uyarılarını dinamik olarak önceden alarak olası bir kazanın önüne geçtiği durumlar örnekler ile gösterildi. Bu denemeler sayesinde 5G V2X teknolojisi ile yayaların araçlar ile anlık iletişiminin yolu açılmış oldu.

“En büyük hedef 5G’ye 2020’de geçen bir ülke olmak’’

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan Mobil Dünya Kongresi’nde Nokia Standında, Nokia-Türk Telekom işbirliği ile hazırlanan V2X demo alanını ziyaret ederek, 5G teknolojisi ve akıllı ulaşım sistemleri hakkında bilgi aldı. Önlerindeki en büyük hedefin 5G'ye 2020'de geçen bir ülke olmak olduğunu dile getiren Arslan, "Ancak bununla yetinmeyip standartların belirlenmesi dahil bu işin öncüsü olmak. Onun için her platformda bir araya geliyoruz" diye konuştu.

Doğan: “5G ile ulaşım daha akıllı, daha güvenli”

Türk Telekom Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Doğan, Türk Telekom’un 5G’ye geçiş altyapı hazırlıkları ile aynı zamanda bu altyapıların kullanılacağı dikey sektörler için de ürün ve servis geliştirme çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Bu kapsamda hem yerel hem de global anlamda dünyanın en iyileriyle işbirliğine devam ediyoruz5G V2X teknolojisinin altyapı çalışmalarını Nokia ile gerçekleştirdiğini belirten Doğan, “Nokia ile gerçekleştirdiğimiz V2X demosu ile 5G Akıllı Ulaşım Sistemleri alanında çalışmalarımızı bir adım öteye taşıdık. Yeni Nesil akıllı ulaşım sistemlerinde hedeflenen; birbirine bağlanan araçlar, akıllı şehir altyapısı, ulaşım altyapısı, yollar, köprüler, trafik işaret ve işaretçileri için standardizasyon ve sistemlerin birlikte çalışabilirliğidir. Nokia ile geliştirdiğimiz sistem sayesinde daha düzenli, güvenli ve ekonomikulaşım imkanı sağlanabilmektedir. V2X teknolojisi ile araçların güzergâhındaki diğer araçlarla, yayalarla ve tüm akıllı ulaşım sistemleri haberleşerek bir iletişim ağı oluşturmuş oluyoruz. Bu ağdan alınan bilgiler ile daha güvenli, çevreci, verimli ve konforlu bir trafik ortamı sağlıyoruz.” diye konuştu.

5G ile yaşanacak küresel teknoloji dönüşümünün en çok hissedileceği sektörlerin başında otomotiv ve akıllı ulaşım sistemleri geliyor. Şu an sektördeki araçlarda sürüşü kolaylaştıran ve daha güvenli hale getiren yarı-otonom teknolojiler sunulmaya başlandı. 2020 yılı sonrasında tamamen otonom araçlarında görülmesi planlanıyor. 5G ile gelecek son derece düşük gecikme süreleri, yüksek kapasite ve hız ile yeni nesil Akıllı Ulaşım sistemlerinin gereksinimleri karşılanmış olacak.

Nokia Türkiye Ülke Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kırçuval ise şunları söyledi:

“Nokia, Türk Telekom ile yürüyen işbirliğimizden gurur duymaktadır. Bugün burada, sayısallaşmanın kent yaşamını ve insanların hayatını nasıl değiştirebileceği hakkında fikir veren bir uygulamayı birlikte gösterdik. Hiç şüphesiz bu teknolojiler, sayısal dönüşümün bir sonraki adımı olarak, yakın gelecekte Türk Telekom’un desteğiyle Türkiye’de uygulamaya konulacaktır.”

Yaşam kalitesi artacak

Akıllı ulaşım sistemlerinin, akıllı şehir çözümleri ile entegre olarak kullanılması yaşam kalitesi yüksek ve güvenli şehirler oluşturulmasına da önemli katkılar sağlıyor. Akıllı ulaşım sistemleri, trafikten kaynaklı zaman kaybını, kaza sayısını ve yol çalışmalarından kaynaklanan gecikmeleri büyük oranda azaltıyor. Trafik süresinin azalmasından dolayı karbon emisyonu düşüyor. Olağan üstü durumlarda trafik kapasitesinin kontrol edilebilmesi ve yönlendirilebilmesine kadar birçok faydası oluyor.

5G konusundaki temel standardizasyon kuruluşlarından 3GPP’nin çalışmalarını tamamladığı Release (Sürüm) 14 ile başlayan ve ileriki sürümler ile standartlaştırma çalışmaları devam eden V2X, Vehicle-to-everything, kısaca “araçtan her şeye iletişimi” teknolojisinin denemelerine başlanmış ve 2018 yılında devam edilmektedir.

V2X (Vehicle to Everything) teknolojisi sayesinde aşağıdaki faydalara ulaşılması hedeflenmektedir:

  • Yeni Nesil akıllı ulaşım sistemlerinde hedeflenen; birbirine bağlanan araçlar, akıllı şehir altyapısı, ulaşım altyapısı, yollar, köprüler, trafik işaret ve işaretçileri için standardizasyon ve sistemlerin birlikte çalışabilirliğidir. Bu sistemler ile daha düzenli, güvenli ve ekonomik ulaşım imkanı sağlanabilmektedir.
  • 5G ile yaşanacak değişimin en çok hissedileceği sektörlerin başında otomotiv ve akıllı ulaşım sistemleri gelmektedir. Şu an sektördeki araçlarda sürüşü kolaylaştıran ve daha güvenli hale getiren yarı-otonom teknolojiler sunulmaya başlandı. 2020 yılı sonrasında tamamen otonom araçların da görülmesi planlanıyor.
  • 5G ile gelecek son derece düşük gecikme süreleri, yüksek kapasite ve hız ile yeni nesil Akıllı Ulaşım sistemlerinin ihtiyaçları karşılanmış olacak.
  • V2X teknolojisi ile Araçların güzergahındaki diğer araçlarla, yayalarla ve tüm akıllı ulaşım sistemleri haberleşerek bir iletişim ağı oluşturulmaktadır. Bu ağdan alınan bilgiler ile daha güvenli, çevreci, verimli ve konforlu bir trafik ortamı sağlanabilmektedir.