Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2018 Pazartesi

NEFES BORUSUNA KAÇAN FISTIK 3 AY SONRA ANLAŞILDI!

NEFES BORUSUNA KAÇAN FISTIK 3 AY SONRA ANLAŞILDI!

2,5 yaşındaki Emir, nefes borusuna kaçan fıstığın son anda çıkarılabilmesiyle ölümün eşiğinden döndü. Ancak, çıkarılan aslında fıstığın sadece küçük bir parçasıydı. O akşamdan itibaren küçük çocuk ve ailesi üç ay sürecek kabus dolu günlere uyandı. 



Gittikleri hekimlerden, lösemiden bile şüphelenen oldu. Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran’a başvuran aile, “Reha hocamız fıstığı çıkardı ve oğlumuz yeniden doğdu, tabi onunla birlikte biz de” diyor. Prof. Dr. Reha Baran fıstık çıkarılmasaydı küçük Emir’in bir süre sonra akciğerinin çürüyebileceğini belirterek, ebeveynleri çocuklarda çok sık görülen boğaza yabancı cisim kaçması riskine karşı uyarıyor. İşte, ailelere ibret olacak öykünün ayrıntıları, önemli uyarılar ve öneriler…


Küçük Emir bir akşam, ilkokul birinci sınıfa giden ağabeyiyle fıstık yiyordu. Birkaç fıstığı birden ağzına atınca ağabeyi elinden paketi çekti, Emir ağlamaya başladı. Ağlamasıyla birlikte boğazına kaçan fıstık küçük çocuğu ölümün eşiğine getirdi. Nefessiz kalan ve morarmaya başlayan çocuk annesinin müdahalesiyle kurtarıldı ancak bir gün sonra ateşi 40 dereceye çıkmış, nefesinde hırıltı ve inatçı bir öksürük belirmişti. Hemen doktora gittiler. Annesi hekime bir akşam önce yaşadıkları fıstık kazasını anlattı ama doktor ‘kustuysa çıkmıştır’ diyerek antibiyotik şurup verdi. Tedaviden fayda göremeyen aile bu kez kendi çocuk hekimine götürdü Emir’i. Anne Dilek Koca “Onca iğne ve antibiyotik şuruplardan fayda görmüyordu. Zaman zaman ateşi çıkıyor, öksürüğü ve hırıltısı hiç gitmiyordu. Kendi hekimimize de daha sonra gittiğimiz diğer hekimlere de hep fıstık kazasından sonra bu sorunların olduğunu anlattım ama hastaneye yatırdılar, bugüne dek birçok antibiyotik şurup ve antibiyotikli iğne tedavisi uyguladılar hatta lösemiden bile şüphelenen doktor oldu; ama hiçbiri de fıstıktan olacağını düşünmüyordu. ‘Fıstık kalmış olsaydı akciğer filminde görülürdü, kusturduğunuza göre fıstık çıkmış’ diyorlardı. Bu sürede oğlum 3 ayda 3 kilo kaybetti, sarardı. Hayatımız kabusa dönmüştü” diyor.

Fıstık parçası ana nefes yolunu tıkamıştı

Koca ailesi küçük çocuklarının gözlerinin önünde eriyişine durmaksızın çare ararken gittikleri bir çocuk hekimi filmde fıstığın yarattığı bazı değişiklikleri fark etti ancak hastanede bu fıstığı çıkarmak için gerekli cihaz olmadığını söyledi. Koca ailesi, araştırmaları sonucu Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran’a ulaştı. Anne babadan üç ay önceki fıstık kazası öyküsünü dinleyen ve akciğer grafisini inceleyen Prof. Dr. Reha Baran, aynı gün yarım saat süren işlemle küçük Emir’e yeniden hayat verdi. Prof. Dr. Reha Baran “Hemen anestezi ekibiyle konuşarak Emir’i yüz maskesiyle uyuttuk, çocuk tipi bronkoskoplarla nefes yoluna girdik ve yabancı cismi çıkardık. Fıstık parçasını çıkarınca tamamen sağlığına kavuştu” diyor.

Akciğeri bir süre sonra çürüyecekti!

Prof. Dr. Reha Baran, fıstık parçasının bir süre daha küçük çocuğun nefes borusunda kalması durumunda, halk dilinde ‘çürüme’ denilen enfeksiyona bağlı yapı değişikliklerine yol açacağını ve uzun vadede sol akciğerini hiç kullanamaz hale geleceğini belirterek, “Fıstık parçası tam sol ana bronş dediğimiz, sol tarafa giden ana nefes yolunu tamamen kapamıştı. Kapattığı için de akciğer havalanmıyor veya hava girip çıkamıyordu. Bu nedenle akciğer şişiyor ve daha sonra iltihap gelişiyor, çürüyor; bildiğiniz yok oluyor. Bu, erişkinde bile sorun yaratır. Fıstık parçasını çıkarmasaydık Emir sürekli enfeksiyonlarla çok büyük sorunlar yaşayacak, akciğerini kaybedebilecekti” diyor.

“Oğlumuzla birlikte biz de yeniden doğduk”

Küçük Emir’in annesi Dilek Koca ve babası Temel Koca “Reha hocamız fıstığı çıkardı ve canımıza yeniden can verdi. Oğlumuzun hiçbir şikayeti kalmadı. Operasyondan kısa bir süre sonra aynı gün hastaneden taburcu olduk. Oğlumuzla birlikte biz de yeniden doğduk” derken, Prof. Dr. Reha Baran, ebeveynleri, çocuklarda çok sık görülen boğaza yabancı cisim kaçması riskine karşı uyarıyor.



Yabancı cisim kaçması çok sık görülüyor!

Çocuklarda hayati riske yol açan en tehlikeli kazalardan birinin boğaza yabancı cisim kaçması olduğunu; en çok fıstık, fındık, üzüm, leblebi gibi kuruyemiş, nohut, oyuncak parçaları ve kalem kapağı kaçmasıyla karşılaştıklarını belirten Prof. Dr. Reha Baran “Örneğin çocuk kalem kapağını ağzına alıyor ve o sırada gülerken ya da başka şeyle ilgilenirken bir anda kalem kapağı nefes borusuna kaçabiliyor. Bu tür kazalarla çok karşılaştığımız için ailenin şüphesi çok büyük önem taşıyor. Aile ‘biz bundan şüpheliyiz’ dedikleri anda hiç zaman kaybetmeden bakmak lazım çünkü nefes yolları, yemek borusu gibi açılan bir yer değil. Nefes borusu kapalı bir organ, daha gideceği yer yok. Nefes borusunu aspire ettikten sonra yani emerek çektikten sonra orayı tıkıyor ve ölümcül olabiliyor” diyor.
LC WAIKIKI’DEN 23 NİSAN’A ÖZEL NEŞELİ KOLEKSİYON

LC WAIKIKI’DEN 23 NİSAN’A ÖZEL NEŞELİ KOLEKSİYON

LC Waikiki, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel koleksiyonuyla çocukların neşesine ortak oluyor. 23 Nisan’ın enerjisine ayak uyduran, kırmızı, mavi ve pembe tonların öne çıktığı koleksiyona minimal desenler, puantiyeler ve pırıltılı detaylar hareket katıyor.



Kız ve erkek çocukları için uyumlu bir koleksiyon hazırlayan LC Waikiki, çocuklara tarzını yansıtma imkanı sunuyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel olarak hazırlanan koleksiyonda minimal desenler kadar pırıltılar da dikkat çekiyor. Çocukların renkli dünyasından ilham alan koleksiyonda beyaz renge canlı tonlar eşlik ediyor. Koleksiyonda zarif kızlara şıklık vadeden uçuşan tüllü etekler, pul ve puantiye detaylarıyla fark yaratırken, tişörtlerde kullanılan pul detaylar kızların şıklığını tamamlıyor. Erkek koleksiyonunda da kullanılan puantiyeler kız ve erkekler arasında uyum sağlıyor.

Dokulu kumaşlarla tasarlanan erkek gömlekler basic gabardin kumaş pantolonlarla kombinleniyor. Puantiye detaylı kravatlar erkek çocuklarının tarzına vintage bir dokunuş katarken papyon bu sezonun da vazgeçilmezi olarak koleksiyonda yerini alıyor.

                LC Waikiki 
1988 yılında kurulan ve 1997 yılından bu yana Türkiye’de LC Waikiki Mağazacılık çatısı altında hizmet veren LC Waikiki, “İyi giyinmek herkesin hakkı” misyonu ve “ulaşılabilir moda” anlayışıyla Türkiye’yi giydiriyor. LC Waikiki, büyüme serüvenini 30 yıldır hem yurtiçi hem de yurtdışında sürdürüyor. Hazır giyim sektörünün lideri LC Waikiki, bugün, 38 ülkede 838 mağazası ve 42.000 çalışanıyla hizmet veriyor.
5G ile ulaşım daha akıllı, daha güvenli

5G ile ulaşım daha akıllı, daha güvenli

  • Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından tanıtımı yapılan Ulusal Genişbant Stratejisi ve Eylem Planı (2017-2020) arasında yer alan Akıllı Ulaşım Sistemleri alanında deneme yapan ilk Türk operatörü Türk Telekom oldu.

  • Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC 2018) Türk Telekom ve Nokia bir ilke imza atarak gerçekleştirdiği V2X demosusunda, katılımcılar 5G altyapısı üzerinde çalışan Akıllı Ulaşım sistemlerinin devrede olduğu geleceğe ait yoğun trafik hareketi bulunan bir metropol kentin sanal caddelerine götürüldü.
Türk Telekom,Akıllı Ulaşım Sistemleri alanında 2020 yılı sonrasında tamamen otonom olan araçlarda görülmesi planlanan temel 5G teknolojilerinden biri olan V2X (Vehicle to Everything) - kısaca araçtan her şeye iletişim teknolojisi - ile ilgili deneme yapan ilk Türk operatörü oldu. Türk Telekom, Nokia ile Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC 2018) yaptığı V2X demosu ile akıllı ulaşım sistemleri alanında 5G teknolojisi sayesinde gelen son derece düşük gecikme süreleri ile yaşam kalitesi yüksek ve güvenli şehirler oluşturulmasına önemli bir katkı sağlamış oldu.

Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC 2018) Türk Telekom ve Nokia tarafından hazırlanan V2X demosunda katılımcılar 5G altyapısı üzerinde çalışan Akıllı Ulaşım sistemlerinin devrede olduğu 2020’yıllarına ait yoğun trafik hareketi bulunan bir metropol kentin sanal caddelerine götürüldü. Kurulan ambulans, otomobiller ve yayalardan oluşan cadde demosunda ambulans sürücüsünün güzergâhındaki tüm diğer araç ve yayalar gözle görülmeden önce algılanarak sürücünün ekranına anlık olarak konum bazlı iletildi. Son derece düşük gecikme sağlayan 5G V2X teknolojisi sayesinde ambulans şoförü, araç içi ekranında kendi güzergâhındaki tüm araç ve yayaların konum bazlı uyarılarını dinamik olarak önceden alarak olası bir kazanın önüne geçtiği durumlar örnekler ile gösterildi. Bu denemeler sayesinde 5G V2X teknolojisi ile yayaların araçlar ile anlık iletişiminin yolu açılmış oldu.

“En büyük hedef 5G’ye 2020’de geçen bir ülke olmak’’

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan Mobil Dünya Kongresi’nde Nokia Standında, Nokia-Türk Telekom işbirliği ile hazırlanan V2X demo alanını ziyaret ederek, 5G teknolojisi ve akıllı ulaşım sistemleri hakkında bilgi aldı. Önlerindeki en büyük hedefin 5G'ye 2020'de geçen bir ülke olmak olduğunu dile getiren Arslan, "Ancak bununla yetinmeyip standartların belirlenmesi dahil bu işin öncüsü olmak. Onun için her platformda bir araya geliyoruz" diye konuştu.

Doğan: “5G ile ulaşım daha akıllı, daha güvenli”

Türk Telekom Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Doğan, Türk Telekom’un 5G’ye geçiş altyapı hazırlıkları ile aynı zamanda bu altyapıların kullanılacağı dikey sektörler için de ürün ve servis geliştirme çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Bu kapsamda hem yerel hem de global anlamda dünyanın en iyileriyle işbirliğine devam ediyoruz5G V2X teknolojisinin altyapı çalışmalarını Nokia ile gerçekleştirdiğini belirten Doğan, “Nokia ile gerçekleştirdiğimiz V2X demosu ile 5G Akıllı Ulaşım Sistemleri alanında çalışmalarımızı bir adım öteye taşıdık. Yeni Nesil akıllı ulaşım sistemlerinde hedeflenen; birbirine bağlanan araçlar, akıllı şehir altyapısı, ulaşım altyapısı, yollar, köprüler, trafik işaret ve işaretçileri için standardizasyon ve sistemlerin birlikte çalışabilirliğidir. Nokia ile geliştirdiğimiz sistem sayesinde daha düzenli, güvenli ve ekonomikulaşım imkanı sağlanabilmektedir. V2X teknolojisi ile araçların güzergâhındaki diğer araçlarla, yayalarla ve tüm akıllı ulaşım sistemleri haberleşerek bir iletişim ağı oluşturmuş oluyoruz. Bu ağdan alınan bilgiler ile daha güvenli, çevreci, verimli ve konforlu bir trafik ortamı sağlıyoruz.” diye konuştu.

5G ile yaşanacak küresel teknoloji dönüşümünün en çok hissedileceği sektörlerin başında otomotiv ve akıllı ulaşım sistemleri geliyor. Şu an sektördeki araçlarda sürüşü kolaylaştıran ve daha güvenli hale getiren yarı-otonom teknolojiler sunulmaya başlandı. 2020 yılı sonrasında tamamen otonom araçlarında görülmesi planlanıyor. 5G ile gelecek son derece düşük gecikme süreleri, yüksek kapasite ve hız ile yeni nesil Akıllı Ulaşım sistemlerinin gereksinimleri karşılanmış olacak.

Nokia Türkiye Ülke Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kırçuval ise şunları söyledi:

“Nokia, Türk Telekom ile yürüyen işbirliğimizden gurur duymaktadır. Bugün burada, sayısallaşmanın kent yaşamını ve insanların hayatını nasıl değiştirebileceği hakkında fikir veren bir uygulamayı birlikte gösterdik. Hiç şüphesiz bu teknolojiler, sayısal dönüşümün bir sonraki adımı olarak, yakın gelecekte Türk Telekom’un desteğiyle Türkiye’de uygulamaya konulacaktır.”

Yaşam kalitesi artacak

Akıllı ulaşım sistemlerinin, akıllı şehir çözümleri ile entegre olarak kullanılması yaşam kalitesi yüksek ve güvenli şehirler oluşturulmasına da önemli katkılar sağlıyor. Akıllı ulaşım sistemleri, trafikten kaynaklı zaman kaybını, kaza sayısını ve yol çalışmalarından kaynaklanan gecikmeleri büyük oranda azaltıyor. Trafik süresinin azalmasından dolayı karbon emisyonu düşüyor. Olağan üstü durumlarda trafik kapasitesinin kontrol edilebilmesi ve yönlendirilebilmesine kadar birçok faydası oluyor.

5G konusundaki temel standardizasyon kuruluşlarından 3GPP’nin çalışmalarını tamamladığı Release (Sürüm) 14 ile başlayan ve ileriki sürümler ile standartlaştırma çalışmaları devam eden V2X, Vehicle-to-everything, kısaca “araçtan her şeye iletişimi” teknolojisinin denemelerine başlanmış ve 2018 yılında devam edilmektedir.

V2X (Vehicle to Everything) teknolojisi sayesinde aşağıdaki faydalara ulaşılması hedeflenmektedir:

  • Yeni Nesil akıllı ulaşım sistemlerinde hedeflenen; birbirine bağlanan araçlar, akıllı şehir altyapısı, ulaşım altyapısı, yollar, köprüler, trafik işaret ve işaretçileri için standardizasyon ve sistemlerin birlikte çalışabilirliğidir. Bu sistemler ile daha düzenli, güvenli ve ekonomik ulaşım imkanı sağlanabilmektedir.
  • 5G ile yaşanacak değişimin en çok hissedileceği sektörlerin başında otomotiv ve akıllı ulaşım sistemleri gelmektedir. Şu an sektördeki araçlarda sürüşü kolaylaştıran ve daha güvenli hale getiren yarı-otonom teknolojiler sunulmaya başlandı. 2020 yılı sonrasında tamamen otonom araçların da görülmesi planlanıyor.
  • 5G ile gelecek son derece düşük gecikme süreleri, yüksek kapasite ve hız ile yeni nesil Akıllı Ulaşım sistemlerinin ihtiyaçları karşılanmış olacak.
  • V2X teknolojisi ile Araçların güzergahındaki diğer araçlarla, yayalarla ve tüm akıllı ulaşım sistemleri haberleşerek bir iletişim ağı oluşturulmaktadır. Bu ağdan alınan bilgiler ile daha güvenli, çevreci, verimli ve konforlu bir trafik ortamı sağlanabilmektedir.

4 Mart 2018 Pazar

Emniyet'ten asayişi sağlamak için yeni uygulama!

Emniyet'ten asayişi sağlamak için yeni uygulama!

Emniyet sisteminde daha iyi verim almak için yeni uygulama devreye giriyor. Emniyet ve jandarmanın “Türkiye Güven Huzur” uygulamalarında artık “seçiciler” de görev alıyor. Seçici, uygulama sırasında tavır, davranış ve hareketleri şüpheli kişileri belirleyerek ekibe bildiriyor. Ekipler, 4 kontrol görevlisi ve 1 seçiciden oluşuyor.



Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın 81 ilde eşzamanlı gerçekleştirdiği "Türkiye Güven Huzur" uygulamasında, ilk kez risk analizi yapabilen, suçlu profiline ve psikolojisine hâkim, kriminoloji eğitimi almış "seçiciler" olarak nitelendirilen uzmanlar da görev yaptı.

81 ilde önceki gün, "Türkiye Güven Huzur" uygulamasının 10'uncusu gerçekleştirildi. Eşzamanlı olarak yapılan uygulamada, başta asayiş, terör ve narkotik olmak, üzere suç işleme amacındakilerin caydırılması, aranan şahısların yakalanması, suç delillerinin ele geçirilmesi hedeflendi. Uygulamada; insan haklarına saygılı, özgürlük ve güvenlik dengesine önem veren bir yöntem ile mevcut huzur ve güven ortamının devamının sağlanması amaçlandı.

İLK KEZ GÖREV ALDI

Uygulamada bir ilk yaşandı. 81 ilde 10 bin 444 ekip görev yaptı. Ekipler, 4 kontrol görevlisi ve 1 seçiciden oluşturuldu. Seçici; risk analizi yapabilen, suçlu psikolojisini bilen, suçlu profilini tanıyan, kriminoloji eğitiminden geçen uzmanlar olarak biliniyor. Terörle Mücadele, İstihbarat, Kaçakçılık, Asayiş, Narkotik, Organize Şube gibi birimlerde belli bir süre görev yapan deneyimli ve kriminoloji konusunda deneyimli uzman polisler, Türkiye Güven Huzur uygulamasında görev aldı.

Ekiplerde, seçicilere özellikle uygulama kapsamında her vatandaşı rahatsız ve tedirgin etmemek için görev verildiği kaydedildi. Suçlu profilini ayırt etme yeteneklerine sahip seçiciler, bu konuda eğitim alan görevlilerden oluşuyor. Her biri görev yaptığı birimde uzman olan polisler, çalıntı araç ya da aranan şahıs kontrollerinde araması yapılan kişinin yüz hali, mimikleri, şüpheli hareketlerini daha kolay ayırt edebiliyor. Seçicinin tavır, davranış ve hareketlerinden belirlediği hedef şüpheli, önce durduruluyor. 2 kontrol görevlisi, şüphelinin kaçma ihtimaline karşı çevrede güvenlik önlemi alıyor. Diğer 2 kontrol görevlisinden biri şüphelinin kimlik kontrolünü ve GBT sorgulamasını yapıyor. Son kontrol görevlisi de üst aramasını gerçekleştiriyor. Şüpheli, silah, uyuşturucu gibi yasak madde bulunduğunda gözaltına alınıyor.

Kaynak: Habertürk
PKK Amerkan yardımlarını yetersiz buluyor!

PKK Amerkan yardımlarını yetersiz buluyor!

Türkiye'nin Afrin hamlesi düşmanlarını endişelendiriyor. Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin'in şehir merkezine doğru ilerleyen Mehmetçik, bölgede yuvalanan teröristlerin korkulu rüyası haline geldi.



Operasyonlar karşısında çaresiz kalan teröristler, askerlerimizin karşısında duramayınca tünellere girerek kalleş saldırıların planlarını yapmaya başladı.
Teröristlerin oldukça zor duruma düşmesinden sonra Kandil'den Amerika'ya çağrı yükseldi.
AMERİKA TÜRK ASKERİNİ DURDURSUN
Terör örgütü PKK'nın elebaşlarından Murat Karayılan, Amerika'nın Afrin'de Türkiye'yi durdurması gerektiğini söyledi.
"Amerika’nın TSK’nın Afrin’e saldırısından endişe duyduğunu açıklaması mantıklı değil." diyerek tepkinin az olduğunu savunan Karayılan, Türk askerinin geri çekilmesini Amerika'nın sağlayabileceğini söyledi.
Kaynak: haber7
İşte ABD'nin Suriye Planı!

İşte ABD'nin Suriye Planı!

Lübnan basınında yer alan habere göre ABD, Türkiye ve Rusya’yı denetim altına alarak Suriye'yi bölmek için gizli kulis yapıyor. Buna göre ABD, 11 Ocak’ta Washington’da topladığı İngiliz, Fransız, Ürdünlü ve Suudi temsilcilerle Suriye’nin bölünmesini konuştu. ABD’nin planında Astana-Soçi sürecini baltalayarak Cenevre’yi öne çıkarmak da bulunuyor.




Lübnan merkezli Al Akhbar haber sitesinin Washington’daki İngiliz Büyükelçiliği’nden aldığı bir telgrafa göre, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Satterfield 11 Ocak’ta bazı Batılı ve Ortadoğulu ülke temsilcileriyle Washington’da yaptığı bir görüşmede ABD’nin bölünmüş bir Suriye stratejisini özetledi. İngiliz diplomat Benjamin Norman imzalı telgrafta ABD, İngiltere, Fransa ve Suudi Arabistan ile Ürdün’den temsilcilerin oluşturduğu 'küçük grubun' 11 Ocak’ta Washington’da yaptıkları ilk toplantıda alınan kararlar bulunuyor. Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi, ABD’nin Suriye’de Fırat’ın doğusunda 20 askeri üssse sahip olduğunu açıklamıştı.

'ABD, DEAŞ'E KARŞI KAZANILAN ZAFERE RAĞMEN SURİYE'DEKİ VARLIĞINI SÜRDÜRMEKTE KARARLI'

Telgrafta, ABD cephesinin Suriye özelinde başta Türkiye, Rusya ve İran olmak üzere bölgeye ilişkin plan ve hedefleri yer alıyor. Belgeye göre David Satterfield, ABD Başkanı Donald Trump’ın DEAŞ'e karşı kazanılan zafere rağmen Suriye’de Amerikan askeri varlığını sürdürmeye karar verdiğini doğruladı. Bunun Amerika’ya maliyetinin ise yılda 4 milyar dolar olarak belirlendiğini söyledi.

'SINIR DEYR EZ ZOR'

Belgeye göre geçen ay, ABD savaş uçaklarının, Suriye’nin Deyr ez Zor bölgesinde Esed rejimi askerlerini ve Rus paralı asker ordusu Wagner’i vurması, fiili olarak Fırat’ın doğusu için sınır çizme girişimiydi. ABD Fırat’ın batısı ve doğusu arasında bir ateş hattı oluşturmaya çalışıyor. Amerikalılar, altı hafta önce Suriye Grubu’ndaki müttefiklerine, bir sonraki hedefin ülkenin doğusunu geri kalanından ayırmak olduğunu söyledi.

PLANDA 5 AŞAMA BULUNUYOR

Belgede Suriye’de hayata geçirilmesi gereken beş aşamadan bahsediliyor. Bu aşamalar sırasıyla; Suriye’yi bölmek, Türkiye’yi denetim altına almak, BM Suriye Özel Temsilcisi Stephan de Mistura’yı ABD amaçları doğrultusunda yönlendirmek, Soçi sürecini sabote etmek ve Suriye muhalefetini etki altına almak.

SOÇİ’YE SABOTAJ

'Küçük Grup'un hedefinde Türkiye, Rusya ve İran’ın Astana’nın ardından başlattığı Soçi süreci de var. Belgedeki ara başlık 'Soçi’yi kullanmak ve sabote etmek'. Soçi’nin önemini yok etmek için de 'Cenevre sürecinin yeniden canlandırılması' öngörülüyor.

'TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN DÜZELMEYECEĞİ KESİNLEŞTİ'

ABD’li temsilci toplantıda PKK/PYD’nin Cenevre’ye dahil olması gerektiğini söylüyor. Türkiye’nin bunu engellediğini belirten ABD’li diplomat Türk-Amerikan ilişkilerinin zaten kötü olduğunu ve daha da iyiye gitmeyeceğinin kesin olduğunu belirtiyor.

TOPLANTININ KATILIMCILARI

ABD cephesinin Suriye özelinde başta Türkiye, Rusya ve İran olmak üzere bölgeye ilişkin plan ve hedeflerinin yer aldığı telgrafı çeken isim Benjamin Norman İngiltere’nin Washington Büyükelçiliği’nde görevli. 12 Ocak’ta çekilen telgrafta 11 Ocak’ta Washington’da düzenlenen toplantıya katılan isimler şöyle sıralandı: Toplantıya, Satterfield haricinde, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Suriye Masası Başkanı Hugh Clary ve Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika birimi Başkanı Jerome Bonnafon katıldı. Washington’ın iki Arap müttefiki de toplantıda yer aldı: Ürdün Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Nawaf Wasfi al-Tal ve Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı’nda üst düzey güvenlik görevlisi olarak çalışan Tuğgeneral Jamal al-Aqeel.

'İLK TOPLANTIDA TÜRKİYE'NİN DAVET EDİLMESİ TARTIŞILDI'

Ürdünlü temsilcinin 'bütün zamanların en gizli kamu toplantısı' olarak adlandırdığı ilk toplantıda Almanya, Mısır ve Türkiye’nin de bu gruba davet edilmesi tartışılıyor. Türkiye ile çetin geçecek müzakerelerden dolayı önce bir blok oluşturmak için davette acele etmeme kararı alınıyor. Mısır ve Almanya’nın davet edilmesi kararlaştırılıyor.

Kaynak: Sputnik

3 Mart 2018 Cumartesi

Silikon Vadisi üzerinden dünyaya teknoloji ihraç ediyoruz

Silikon Vadisi üzerinden dünyaya teknoloji ihraç ediyoruz


Argela’nın Telekom Çözümlerinden Sorumlu Genel Müdürü Selim Sarper, ABD’deki Silikon Vadisi merkezli şirketleri Netsia ile dünyaya teknoloji ihraç ettiklerini belirterek, “Başta ProgRAN ürünümüz olmak üzere dünyadaki telekomünikasyon teknolojilerine çok önemli katkılar yapıp Türkiye’nin adını dünyaya duyuruyoruz. Bundan sonra da Türkiye’nin dünya teknolojisindeki öncü şirketi olma vizyonumuzla çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.



Türk Telekom’un araştırma geliştirme alanındaki iştiraki Argela’nın Telekom Çözümlerinden Sorumlu Genel Müdürü Selim Sarper, Barcelona’da düzenlenen GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde gazetecilerle bir araya geldi. GSMA’de özellikle ABD’deki Sunnyvale (Silikon Vadisi) merkezli şirketleri Netsia ile ön plana çıktıklarını kaydeden Selim Sarper, dünyaya teknoloji satarak Türkiye ekonomisine katkı yaptıklarına dikkat çekerek, “Silikon Vadisi üzerinden dünyaya teknoloji ihraç ediyoruz” dedi. GSMA’deki Netsia standında dünyanın en ünlü teknoloji markaları için geliştirdikleri ürünleri sergileme fırsatı bulduklarına değinen Sarper, Türk Telekom’un da sinerjisi ile birlikte yerli ve milli teknolojiler üreterek Türkiye’nin dijital geleceğini inşa etmek ve dünyaya Türk mühendisliğini ihraç etmek için çalışmalarına durmaksızın devam ettiklerini anlattı.

Mobil iletişimde yakında devreye girmesi beklenin 5G teknolojisinin gelişmesine büyük katkı yapan ProgRAN (Programlanabilir Radyo Erişim Ağları) ürünlerinin global anlamda önemli bir marka olduğunun altını çizen Sarper, “Başta ProgRAN ürünümüz olmak üzere dünyadaki telekomünikasyon teknolojilerine çok önemli katkılar yapıp Türkiye’nin adını dünyaya duyuruyoruz. Bundan sonra da Türkiye’nin dünya teknolojisindeki öncü şirketi olma vizyonumuzla çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

“Türk mühendisliğini somut olarak dünyanın hizmetine sunmanın onurunu yaşıyoruz”

GSMA’deİspanyol dünya devi Telefonica’ya başarıyla entegre ettikleri ProgRAN ürününün demosunu yapıp 5G alanındaki yenilikerini uygulamalı olarak dünyaya gösterdiklerini belirten Sarper, “Türk mühendisliğini somut olarak dünyanın hizmetine sunmanın onurunu yaşıyoruz” dedi. Telefonica ve Netsia, daha önce Telefonica’nın Madrid’deki Global Şebeke Laboratuvarına Netsia’nın LTE RAN platformunu başarıyla entegre etmişti.

“Doktorlar geliştirdiğimiz teknolojiyle Doğu’daki bir ameliyata İstanbul’dan müdahale edebilecek”

Selim Sarper, ProgRAN’ın sunmuş olduğu şebekeyi sanal ve programlanabilir bir şekilde dilimleme özelliği (RAN slicing) ile tüketicilerin ve işletmelerin hayatlarını nasıl kolaylaştıracağını şöyle açıkladı: “Doğu illerinden birinde bir ameliyat yapıldığını ve doktorun da İstanbul’da olduğunu düşünelim. Argela’nın geliştirdiği ProgRAN sayesinde, doktora ve ameliyat odasına özel olarak tasarlanmış bir 5G ağı sağlanabilecek. Bu ağ, doktorun uzaktan ameliyata kesintisiz bir şekilde müdahale edebilmesi için gerekli kapasite ve hız ihtiyacını karşılayacak. Robotlarla yönetilen ve üretim sürecinde hızlı karar almanın önemli olduğu büyük bir fabrika düşünelim. ProgRAN teknolojisi sayesinde üretim müdürü dünyanın herhangi bir yerinden kesintisiz ve en yüksek kalitede veri transferini gerçekleştirip robotların çalışma kodlarını değiştirebilecek ve dolayısı ile üretime uzaktan ve en iyi kalitede müdahale edebilecek. Bir başka örnek olarak Türk Telekom Stadyumunda oynanan Galatasaray ve Fenerbahçe maçındaki seyircilerin maçtaki görüntüleri internete yüklediğini düşünün. Aynı anda televizyon kanalları da maçı canlı yayınlıyor. ProgRAN sayesinde televizyon kanallarına ayrı bir ağ sağlanarak kesintisiz ve yüksek hızlı veri transferi mümkün olacak.”

“ULAK cari açığın azaltılmasına katkı sağlıyor”

Argela’nın, ULAK projesi ile yerli baz istasyonu geliştirdiğini ve Türkiye’nin cari açığının azalmasına katkı sağladığını belirten Selim Sarper, Türkiye’nin teknoloji ithalatına bağımlılığını azaltacak olan yerli baz istasyonu projesi ULAK’ta Aselsan ve Netaş ile birlikte çalıştıklarını vurguladı. Sarper, “Yerli baz istasyonları, cari açığın azaltılmasında önemli bir rol oynayacak ve Türkiye ekonomisine de çok önemli katkılarda bulunacak. Bu sayede Türkiye için altyapı ve işgücü yaratımında kullanılmak üzere kaynak sağlanmış olacak. Argela’nın üzerinde çalıştığı akıllı yazılımlar baz istasyonlarına otomatik olarak yüklenecek ve böylece operatörler zamandan tasarruf sağlayacak. Bu özellik ile ayrıca kurulum süreçlerinde oluşabilecek hatalar da en aza inecek. Yerli baz istasyonları, operatörlere daha verimli bir modelde hizmet sunacak; enerji tasarrufu da sağlayarak pek çok alanda operatörün ve en nihayetinde tüketicinin maliyetlerini azaltmasına imkan tanıyacak” diye konuştu.

“MİLAT ile ülkemizin 5G altyapısına kavuşturuyor ve siber güvenlikte sınıf atlatıyoruz”

Argela, MİLAT projesi sayesinde Türkiye’nin uçtan uca güvenli ve milli 5G altyapısını oluşturup siber güvenlikte sınıf atlattığını belirten Selim Sarper, “Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın başlattığı ve Argela’nın yürüttüğü MİLAT projesiyle, yeni nesil teknolojilerin gerekliliklerine uyumlu kamu kuruluşları ve bakanlıklar için 5G teknolojisi ile çalışan milli ve güvenli bir ağ altyapısı inşa ediliyor. Yazılım Tanımlı Ağ (SDN) Teknolojilerinin geliştirilmesi projesi olarak adlandırılan MİLAT ile uçtan uca, özgün, tamamen milli, güvenli bir 5G altyapısı kurulacak. Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından başlatılan bu projede, Argela, analizden tasarıma ve ürünü geliştirmeye kadar geniş bir yelpazede ve tüm süreçlerde tek şirket olarak yer aldı” dedi.

Dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri Telefonica, Verizon ve Orange gibi firmalarla işbirliği yaparak teknoloji ihraç ettiklerini ve Open Network Automation Platform (ONAP) ile Open Networking Foundation'ın (ONF) önemli global organizasyonların içinde yer aldıklarını vurgulayan Selim Sarper; ürün ve çözüm portföyleri arasında Ağ Performans İzleme ve Abone Analitikleri, Small Cell Çözümleri (4.5G), Yazılım Tanımlı Ağlar, Programlanabilir Radyo Erişim Ağları, Regülasyon Çözümleri ve Sinyalleşme Uygulamalarının olduğunu belirterek tüm ürünlerinin Türkiye ekonomisinin geleceği için çok önemli bir rol üstlendiğini söyledi.

Detaylı Bilgi ve İletişim için:

Fatma Kaytez
Tel: 0212 249 4546

Melih Kocagil
Tel: 0554 190 0641

Türk Telekom Grubu hakkında
177 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Türk Telekom, Türkiye’nin ilk entegre telekomünikasyon operatörüdür. Müşterilerin hızla değişen iletişim ve teknoloji ihtiyaçlarına en güçlü ve en doğru şekilde cevap verebilmek amacıyla 2015 yılında Türk Telekomünikasyon A.Ş., Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. ve TTNET A.Ş. tüzel kişiliklerini mevcut şekliyle muhafaza ederek ve tabi oldukları mevzuat ve regülasyonlara tamamen uyarak, “müşteri odaklı” ve entegre bir yapıya geçmiştir. Bireysel ve kurumsal hizmetler alanında geniş hizmet ağı ve zengin ürün çeşitliliğine sahip olan Türk Telekom, Ocak 2016 itibarıyla mobil, internet, telefon ve TV ürün ve hizmetlerini ‘Türk Telekom’ tek marka çatısı altında bir araya getirmiştir.

“Türkiye’nin Çoklu Oyuncusu” Türk Telekom, 31 Aralık 2017 itibarıyla 13,7 milyon sabit erişim hattı, 9,7 milyon genişbant ve 19,6 milyon mobil aboneye hizmet vermektedir. Türk Telekom Grubu şirketleri Türkiye’yi yeni teknolojilerle buluşturma ve bilgi toplumuna dönüşüm sürecini hızlandırma vizyonuyla, 81 ilde 34.502 çalışanıyla hizmet vermektedir.

Türk Telekomünikasyon A.Ş., PSTN ve toptan genişbant hizmetlerini sunmakta olup, mobil operatör Avea İletişim Hizmetleri A.Ş., perakende internet hizmeti, IPTV, Uydu TV, Web TV, Mobile TV, Smart TV Hizmetleri sağlayıcısı TTNET A.Ş., yakınsama teknolojileri şirketi Argela Yazılım ve Bilişim Teknolojileri A.Ş., BT çözüm sağlayıcısı Innova Bilişim Çözümleri A.Ş., çevrimiçi eğitim yazılımları şirketi Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri A.Ş., çağrı merkezi şirketi AssisTT Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş., girişimcilik şirketi TT Ventures Proje Geliştirme A.Ş,elektrik tedarik ve satış şirketi TTES Elektrik Tedarik Satış A.Ş.’nin, toptan veri ve kapasite servis sağlayıcısı Türk Telekom International’ın doğrudan; Türk Telekom International iştiraklerinin, Televizyon yayıncılığı ile isteğe bağlı yayıncılık (VOD) hizmetleri sağlayıcısı Net Ekran şirketlerinin, cihaz satış şirketi TT Satış Ve Dağıtım Hizmetleri A.Ş.’nin ve ödeme hizmetleri şirketi TT Ödeme Hizmetleri A.Ş.’nin ise dolaylı olarak %100’üne sahiptir.

1 Mart 2018 Perşembe

Depremin Çaresi Kentsel Dönüşüm

Depremin Çaresi Kentsel Dönüşüm

Nüfusunun yüzde 95’i deprem tehdidi altında yaşayan Türkiye’de bir asrı aşkın süre içinde büyüklüğü 6 ve üzerinde gerçekleşen 56 depremde 81 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu acı tabloya karşın bugün hala Türkiye’deki yaklaşık 19 milyon yapı stoğunun yüzde 67’si ruhsatsız ve kaçak, yüzde 60’ı ise 20 yaşın üzerindeki konutlardan oluşuyor. Yaklaşık 14 milyon konut ise afet riski altında. Olası bir depremde yaşanabilecek kayıpların önlenmesi için malzeme kalitesi yeterli ölçüde olmayan ve mühendislik hizmeti almamış kaçak yapılar dahil yaklaşık 7,5 milyon konutun acilen yenilenmesi gerekiyor. İşte bu noktada tüm umutlar adeta bir milli davaya dönüşen kentsel dönüşümde. Kentsel dönüşümün ise çok daha hızlı ve planlı bir şekilde işleyebilmesi için acil eylem planı uygulanması gerekiyor.



Türkiye’de 1903 yılından bu yana geçen 114 yılda büyüklüğü 6 ve üzerinde olan 56 deprem meydana geldi ve bu depremlerde 81 bin 637 kişi yaşamını yitirdi. Geçen zaman içinde yaşanan acılar unutulmadı ancak gerekli önlemler de maalesef tam anlamıyla alınamadı. Türkiye’nin yüzölçümünün yüzde 92'sinin deprem kuşağında bulunduğunu ve nüfusun yüzde 95'inin deprem tehdidi altında yaşadığını vurgulayan Çukurova Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Son, yakın tarihimizdeki 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 2011 Van depreminin acılarını henüz tam olarak saramamışken adım adım yaklaşan Marmara depreminin endişelerini yoğun olarak yaşadığımızı hatırlattı. Türkiye’de güvenli ve nitelikli binaların sayısının artması için kentsel dönüşümün çok büyük bir fırsat olduğunu ifade eden Tamer Son, her yıl 1-7 Mart tarihleri arasında deprem bilincinin artırılmasına yönelik çalışmaların yapıldığı Deprem Haftası kapsamında yaptığı açıklamalarda bu büyük afetten korunmak için tek yolun önlem almaktan geçtiğini belirtti.

Yaklaşık 14 milyon konut afet riski altında
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 19 milyon konutun bulunduğunu ifade eden Son, 2000 yılı sonrasında inşa edilen yaklaşık 5 milyon konut hariç tutulduğunda geriye kalan 14 milyon civarındaki konutun afet riski taşıdığına dikkat çekti. Son, malzeme kalitesi yeterli ölçüde olmayan ve mühendislik hizmeti almamış kaçak yapılar dahil olmak üzere deprem dayanıklılığı düşük yaklaşık 7,5 milyon konutun acilen yenilenmesi ya da güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki yaklaşık 19 milyon yapı stoğunun yüzde 67’sinin ruhsatsız ve kaçak, yüzde 60’ının ise 20 yaşın üzerindeki konutlardan oluştuğunu ifade eden Son, konutların yüzde 45’inin oturulamaz durumda olduğunu hatırlattı.

Kentsel dönüşümün hızlanması için acil eylem planı şart
Beklenen büyük deprem nedeniyle özellikle İstanbul’da kentsel dönüşümün çok daha hızlı ve planlı bir şekilde işleyebilmesi için acil eylem planı uygulanmasının şart olduğunu söyleyen Son, “2012 yılında başlatılan kentsel dönüşümde Türkiye’de yenilenmesi hedeflenen 7,5 milyon binaya karşın, bugüne kadar kentsel dönüşüm sürecine girebilmiş bina sayısı yaklaşık 120 binde kaldı. Ülke genelindeki ve özellikle İstanbul’daki eski binaların acil olarak yenilenmesi gerekiyor. İnşaat sektörünün önünün açılması ve sürecin kolaylaşması kaybedilen zamanın bir nebze de olsa telafisini sağlayabilir. Unutmamak gerekiyor ki, eğer depremde İstanbul büyük zarar görürse Türkiye ekonomisi tehlikeye girer” şeklinde konuştu.

Konut seçerken hem statik hem de estetik değerler sorgulanmalı
Binaların deprem anında kaçılacak değil, aksine içine güvenle sığınılacak güvenli liman olması gerektiğini belirten Son, sözlerine şöyle devam etti; “Kentsel dönüşüm, deprem gerçeği ile yaşayan Türkiye için adeta milli bir dava olmalı ve ayrı yönetilmeli. Yönetmelikler bu çerçevede yeniden düzenlenmeli. Tüketicilerin de kentsel dönüşüm sürecinde binalarını yeniletirken ya da konut seçerken hem statik hem de estetik değerleri sorgulamaları gerekiyor. Zemin etüdünden projelendirmeye, malzeme kalitesinden yapım faaliyetine kadar bina üretim sürecinin her aşamasında alınacak mühendislik hizmeti yapıların güvenli ve sürdürülebilir olmasının en önemli teminatı. Bu nedenle mühendislik ve mimarlık hizmetlerine gereken önemi veren inşaat firmalarını tercih etmek çok önemli. Ayrıca kentsel dönüşümü rantsal dönüşüm fırsatı olarak düşünmemek gerekiyor.’’

Dönüşümün bir fırsat olduğunun ve iyi bir şekilde planlanması gerektiğinin altını çizen Son, bu sürecin kamuoyuna doğru aktarılması gerektiğini belirtti. Yıllardır göz ardı edilen deprem gerçeği ve kentsel dönüşüm konusunda hızlı bilinç artışı sağlamak amacıyla kamuoyu bilgilendirme kampanyaları planlanmasının faydalı olacağını vurgulayan Son, “Ailelerimizi, çocuklarımızı, öğrencilerimizi ve çalışanlarımızı bu konuda bilinçlendirmemiz gerekiyor. Bu kritik süreçte hiçbir kişi ya da kurumun vatandaşlarımızın güvenli ve sağlıklı konutlarda yaşama hakkı ile oynamasına izin verilmemeli’’ diyerek sözlerini sonlandırdı.

28 Şubat 2018 Çarşamba

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı e-imza zorunluluğu getirdi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı e-imza zorunluluğu getirdi

Yabancıların çalışma izin başvuruları için e-imza zorunluluğu getirildi. Yeni uygulamayla başvurularda ibraz edilen verilerin bütünlüğünün ve güvenliğinin korunması amaçlanıyor. Ayrıca başvuru sahiplerinin verdikleri bilgilerin doğruluğu da kayıt altına alınacak.



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan duyuruyla, yabancıların çalışma izin başvurularına elektronik imza şartı getirildi. Açıklamaya göre, her türlü çalışma izni başvurularının e-imza ile yapılması zorunlu olacak. Duyuruda yabancıların çalışma izinleri başvuru sisteminin yenilenmesi çalışmalarında son aşamaya gelindiği, uygulamaya en yakın zamanda geçilmesinin planlandığı belirtildi.

Elektronik imzası olmayanlar başvuramayacak

Yeni sistemde iş yerlerinin ilk kayıtları SGK e-bildirge sorumluları tarafından yapılacak olup, daha sonra bu kişiler sistem üzerinden şirketleri ya da kurumları adına başvuru ve işlem yapacak kişileri yetkilendirecek. Yabancıların çalışma izin başvurularının 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde Elektronik İmza ile yapılması zorunlu hale gelmesiyle birlikte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yapılan çalışma izin başvurularında ibraz edilen verilerin bütünlüğünün ve güvenliğinin korunması amaçlanıyor. Ayrıca uygulamayla başvuru sahibi bilgilerinin doğruluğu kayıt altına alınacak.

Tasarruf ettiriyor, dijital ortamda bilgi güvenliği sağlıyor

Kullanım alanları giderek yaygınlaşan e-imzanın zamandan, enerjiden ve kâğıttan tasarruf olanağı sunduğunu ifade eden E-GÜVEN İş Geliştirme, Satış ve Pazarlama Direktörü Ayşegül Topoğlu, konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Artan farkındalık, yasal düzenlemeler ve fayda odaklı uygulamalar ile e-imza hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. E-imza; kolay, hızlı ve güvenli işlem yapabilme avantajlarının yanı sıra dijital ortamda bilgi güvenliği de sağlayarak hayatı kolaylaştırıyor.”

E-imza 5070 sayılı kanun ile kesin delil hükmünde

5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında yasal düzenlemesi yapılan e-imza, ıslak imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahip ve elektronik ortamda gerçekleştirilen işlemlerde kişilerin kimlik bilgilerinin doğruluğunu garantiliyor.

27 Şubat 2018 Salı

Benzin fiyatı zamlandı!

Benzin fiyatı zamlandı!

Türkiye'deki akaryakıt fiyatları artışına yeni bir halka ekleniyor. Benzin iki hafta önceki indirimin ardından tekrar eski fiyatına çıktı. Benzinin litre fiyatına, bu gece yarısından geçerli olmak üzere 11 kuruş zam yapıldı.








Benzin fiyatlarına zam geldi.Benzinin litre fiyatına, bu gece yarısından geçerli olmak üzere 11 kuruş zam yapıldı.

Zam sonrasında Ankara'da ortalama 5,58 liradan satılan benzinin litre fiyatı 5,69 lira olacak. Benzinin litresi İstanbul'da 5,52 liradan 5,63 liraya, İzmir'de 5,54 liradan 5,65 liraya yükselecek.Dağıtım firmalarının belirlediği fiyatlar, rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösteriyor.Benzinin litre fiyatına en son 14 Şubat'ta 11 kuruş indirim yapılmıştı.      


  Kaynak: NTV
HDP iki mileletvekili kaybetti!

HDP iki mileletvekili kaybetti!

HDP'li iki ismin milletvekillikleri düşürüldü. HDP milletvekilleri Ahmet Yıldırım ve İbrahim Ayhan'ın vekillikleri düşürüldü!







HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve HDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın, haklarındaki kesinleşmiş cezalara ilişkin tezkere TBMM Genel Kurulu'nda okunarak, milletvekillikleri düşürüldü. Kaynak: NTV


TRAFİK KAZALARINA SON ON YILDA 50 BİN 766 KURBAN VERİLDİ

TRAFİK KAZALARINA SON ON YILDA 50 BİN 766 KURBAN VERİLDİ

Türkiye’de 2007-2017 yılları arasında, 9 milyon 807 bin 18 trafik kazası meydana geldi. Yaşanan kazalarda 50 bin 766 kişi yaşamını kaybederken, 2 milyon 762 bin 338 kişi yaralandı.



Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, son on yılın kaza istatistiklerini ve medya başlıklarını inceledi. Ajans Pressin Emniyet Genel Müdürlüğü ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre,Türkiye’de 2007-2017 yılları arasında, 9 milyon 807 bin 18 trafik kazası meydana geldi. Yaşanan kazalarda 50 bin 766 kişi yaşamını kaybederken, 2 milyon 762 bin 338 kişi yaralandı.

Ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının nedenlerine bakıldığında, ilk sırayı sürücü hataları alırken, onu sırasıyla yaya, yol, araç ve yolcuhataları takip etti.En çok kaza yapan araçlar cinslerine göre ayrıldığında, otomobilin ilk sırada yer aldığı görüldü. Otomobilide sırasıyla, kamyonet, motosiklet ve minibüs izledi.2018 yılı Ocak ayı trafik kazaları incelendiğinde ise, şimdiden yerleşim yeri ve yerleşim dışı olmak üzere toplamda 32 bin 256 kazanın meydana geldiği belirlendi.Bu kazalarda 252 kişinin yaşamanı kaybettiği belirlenirken 20 bin 136 kişin yaralandığı tespit edildi.

Dünya genelinde trafik kazalarında yılda ortalama 1,2 milyon kişi hayatını kaybederken 50 milyondan fazla kişi yaralanıyor. Meydana gelen trafik kazalarının sosyo-ekonomik maliyeti 518 milyar dolar oldu. Kazalarda kusur oranının yüzde 99’u sürücü, yaya ve yolcu olmak üzere insan faktöründen kaynaklandığı belirlendi. Son on yılda gerçekleşen yaralanmalı kazalar en fazla Temmuz ayında en az Şubat ayında meydana gelirken, gün olarak ise en fazla Cumartesi en az Salı günleri gerçekleşti. PRNet’in derlediği verilere göre, 2007-2017 yılları arasında meydana gelen trafik kazaları ve konuşulma oranları aşağıdaki gibi oldu;

YIL
TOPLAM KAZA
ÖLÜ
YARALI
HABER ADET
2007
825.561
5.007
189.057
7.851
2008
950.120
4.236
184.468
8.596
2009
1.053.346
4.324
201.380
8.643
2010
1.106.201
4.045
211.496
9.259
2011
1.228.928
3.835
236.074
9.466
2012
1.296.634
3.750
268.079
9.418
2013
1.207.354
3.685
274.829
8.641
2014
1.199.010
3.524
285.059
8.605
2015
1.313.359
7.530
304.421
8.684
2016
1.400.000
7.300
303.812
8.216
2017
410.367
3.530
303.663
12.298

26 Şubat 2018 Pazartesi

Soğuk Algınlığına Karşı Kuruyemiş

Soğuk Algınlığına Karşı Kuruyemiş


Kuruyemiş ve kuru meyvenin faydaları saymakla bitmiyor. Kalp ve damar sağlığına faydaları herkes tarafından bilinen kuruyemişlerin bir diğer faydası da bağışıklık sistemini güçlendirerek, soğuk algınlığı gibi kış dönemi hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olması. Yapılan araştırmalar, özellikle fındık, ceviz, badem ve ay çekirdeği gibi kuruyemişler içerisinde bulunan E vitamininin savunma mekanizmasını güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, kuruyemişte tazelik ve hijyenin önemine dikkat çekerek, tüketicilere paketli kuruyemiş tercih etmeleri yönünde tavsiyelerde bulunuyor.



Uzmanlar kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürerek, bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli ve sağlıklı beslenmenin etkisinin altını çiziyor. Dengeli beslenmede paketli kuruyemişler önemli bir yere sahip. Kuruyemişler, kalp ve damar sağlığına önemli faydalar sağlarken, bir yandan da bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Özellikle içerisinde önemli bir antioksidan olan “E vitamini” bulunan badem, fındık, ceviz, ay çekirdeği gibi sert kabuklu kuruyemişler, kış aylarının kabusu soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı savunma mekanizmasını yükseltiyor. Ayrıca, kuruyemişlerin içerisinde bulunan yüksek protein, selenyum ve çinko, bağışıklık sistemin güçlenmesinin yanı sıra enfeksiyon ve virüslerle savaşmada da rol oynuyor.

Hangi Kuruyemişte Ne Var?
Bağışıklık sistemini güçlendiren, dolayısıyla kış aylarında sık sık yatağa düşüren soğuk algınlığı ile savaşmada fayda sağlayan vitaminlerin başında E vitamini geliyor. E vitamini fındık, ceviz, badem ve ay çekirdeğinde bol miktarda bulunuyor. Badem, ay çekirdeği ve pikan cevizi çinko yönünden güçlüyken, kaju selenyum, kabak çekirdeği, yer fıstığı ve mısır ise protein açısından güçlü kuruyemişlerin başında geliyor.

Uzmanlar günlük tüketim için 10 tane yer fıstığı, 10-15 tane badem, 3-4 tane ceviz, 8-10 tane kaju, bir avuç kabak ve ay çekirdeğinin yeterli olacağını ifade ediyor. Bu noktada, tüketicilerin ısı, nem, hava ve ışıklı ortamlardan uzak muhafaza edilen ve el değmeden paketlenen kuruyemişleri tercih etmeleri büyük önem taşıyor. Paketli kuruyemişler, hammadde, üretim kalitesi ve denetim süreçlerindeki hassasiyet ile tüketiciler için ideal bir tercih olarak öne çıkıyor.

Paketli kuruyemiş sektörünün öncü markası Tadım, geniş ürün portföyüyle tüketicilerin günlük kuruyemiş ihtiyacını, paketli, taze, kaliteli ve pratik bir şekilde karşılamaya yardımcı oluyor.
Konserve sebze ve meyvelerin besin değeri nasıl korunur?

Konserve sebze ve meyvelerin besin değeri nasıl korunur?

Dondurulmuş veya Konserve Sebze ve Meyvelerin Besin Değeri Değişiyor Mu?

Türkiye’nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk bilimsel dijital bilgi platformu “Bilim Bunu Konuşuyor” ile en güncel ve doğru bilgileri kamuoyunun gündemine taşıyan Sabri Ülker Vakfı, bu kez dondurulmuş veya konserve meyve ve sebzelerde besin değeri kaybı olduğuna yönelik endişelere bilimsel otoritelerin görüşleriyle açıklık getiriyor.



Sabri Ülker Vakfı, kurulduğu 2009 yılından bugüne gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf, özellikle sağlık ve beslenme alanında yaşanan bilgi karmaşasının önüne geçmek için Türkiye’nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk bilimsel dijital bilgi platformu “Bilim Bunu Konuşuyor” ile sağlık ve beslenmeyle ilgili gündemdeki konuları, bilimsel ve en güncel bilgileri tarafsız bir yorum ve anlaşılır bir dille kamuoyuyla paylaşıyor.

Sabri Ülker Vakfı, bu kez sebze ve meyvelerde kullanılan dondurma, konserve gibi besin saklama yöntemlerinin, besin değerlerini nasıl etkilediği konusunu gündeme taşıyor. Uluslararası Gıda Bilgi Konseyi’nin (IFIC) 2016 yılında gerçekleştirdiği Tüketici Araştırması sonuçlarına göre 100 bireyden 6’sı dondurulmuş veya konserve gibi işlenmiş besinlerin tüketimi konusunda endişe duyuyor. Dondurulmuş veya konserve besinlerin, özellikle vitamin-mineral içeriğinin tamamen kayba uğradığı düşüncesi ise oldukça yaygın. Peki, bilimsel veriler bu konuda ne söylüyor?

Çiftlikten çatala sebze ve meyvelerin yolculuğu
Sebze ve meyveler olgunlaştığında ve hasat edildiğinde besin öğeleri açısından çok zengindir. Ancak hasat edilen sebze ve meyvelerin bozulma sürecini hızlandıran su içerikleri (su aktivitesi) de yüksektir. Bu sebze ve meyvelerin pazar veya marketlere ulaşması, ardından son tüketici ile buluşması ortalama 1-2 hafta, sonrasında tüketilmesi ise birkaç gün sürebilir. Bu zaman zarfında sebze ve meyvelerin muhafaza edildiği koşullar (sıcaklık, nem) hem bozulmayı hem de besin değeri kayıplarını arttırabilir. Özellikle su kaybına bağlı olarak B grubu vitaminlerin kaybı, oda ısısında beklemeye bağlı olarak da C vitamini kaybı gerçekleşebilir.
Dondurulmuş sebzelerin besin değeri nasıl korunur?
Meyve ve sebzeler dondurulmuş ürün haline getirilinceye dek +4°C’de (buzdolabı ısısı) saklanır. Besin değeri kaybını en aza indirmek amacıyla üretim alanları genellikle ekim alanlarına yakın yerler arasından belirlenir. +4°C’de saklanan besinler en geç 8 saat sonrasında üretime alınır. Her besin kendi özelliklerine göre, soyma, ayıklama gibi işlemlerden geçtikten sonra içerdikleri ve bozulmalarında rol oynayan enzimlerin aktivitesini durdurmak üzere besinlere haşlama ve hızlı soğutma uygulanır. Ardından besinler -40° C‘de hızlı dondurma işleminden geçirilerek tek tek dondurulur.

Bu işlem, dondurulmuş sebze ve meyveleri derin dondurucuda son kullanma tarihine kadar saklamaya imkan verir. Evde de sebzeleri kısa süreli haşlayıp, soğutup derin dondurucuda muhafaza edilebilirsiniz. Üretim tesislerinde gerçekleştirilen hızlı dondurma işleminde, evdeki uygulamadan farklı olarak besin değeri kaybının başladığı -5°C eşiğinin hızlıca aşılması sağlanarak besin değerinin korunmasına destek olunur.

Konserve sebze ve meyvelerin besin değeri nasıl korunur?
Sebze ve meyveler yıkama, ayıklama, doğrama, kabuk soyma veya çekirdek çıkarma işlemlerinin ardından tanelerin büyüklüğüne göre 85-98ºC aralığında, uygulanan sıcaklığa bağlı olarak, 2-8 dakika süreyle haşlanır. Böylelikle sterilizasyon sağlanır, bozulmaya neden olan enzimlerin aktiviteleri durdurulur ve besin değeri korunur.

Bilimsel veriler ne diyor?
Amerika Beslenme Birliği (American Nutrition Society), dondurulmuş, konserve veya kurutulmuş sebze ve meyvelerin, besin değerini koruyarak, raf ömrünü uzatmaya ve böylelikle besin güvenliğini desteklemeye yardımcı olabileceğini belirtiyor. 2003-2008 Amerika Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre konserve, dondurulmuş ve kurutulmuş sebze ve meyveler posa/lif alımının yaklaşık yüzde 30’una, C Vitamini alımının yüzde 50’sine ve potasyum alımının yüzde 45’ine katkıda bulunuyor. Ayrıca konserve ve dondurulmuş sebze ve meyvelerin vejetaryen ve vegan bireylerin beslenmelerinde, besin çeşitliliğinin sağlanmasında önemli olduğu da bildiriliyor. Bütün bu sonuçlar besinlerin dondurulması veya konserve edilmesi besin değerlerinin korunmasına, besin güvenliğinin ve çeşitliliğinin sağlamasına katkı yaparak yeterli ve dengeli beslenmeye yardımcı oluyor.

25 Şubat 2018 Pazar

AVRUPA’NIN EN FAZLA KARTA SAHİP ÜLKESİ TÜRKİYE OLDU

AVRUPA’NIN EN FAZLA KARTA SAHİP ÜLKESİ TÜRKİYE OLDU



Türkiye, 2018 Ocak ayı itibarıyla 62,7 milyon kredi kartı, 133,3 milyon da banka kartı olmak üzere toplamda 196 milyonluk kartla Avrupa’nın en fazla karta sahip ülkesi oldu.



Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, Türkiye’deki kart kullanım oranlarını ve medya yansımalarını inceledi. Ajans Pressin Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye, 2018 Ocak ayı itibarıyla 62,7 milyon kredi kartı, 133,3 milyon da banka kartı olmak üzere toplamda 196 milyonluk kartla Avrupa’nın en fazla karta sahip ülkesi oldu. Buna ek olarak, Türkiye, kart kabul noktasında yaklaşık 2,4 milyon adet kabul noktası ile Avrupa’da en fazla terminale sahip İtalya’nın önünde yer aldı.

ITS Medya ve Ajans Press’ingerçekleştirdiği medya incelemesine göre kredi kartları haber çıkışlarıyla ekonomi sayfalarının gündeminde yer aldı.Kredi kartları geçtiğimiz yıl 17 bin 821 habere konu olurken bu rakam bir önceki yıl 16 bin 863 oldu.Elde edilen veriler neticesinde, geçen yıl yüzde 15 büyümeyle düzenli artış gösteren kartlı ödemeler, bu yıl da büyümeye devam etti. 2017 yılı Ocak ayında 49,9 milyar TL olan kartlı ödeme tutarının 2018 Ocak tarihi itibarıyla yüzde 22 artış göstererek 60,7 milyar TL’ye çıktığı görüldü. Türkiye’de artan dijital dönüşümün de etkisiyle,internetten yapılan kartlı ödemelerin son beş yıl içerisinde büyük oranda artışa geçtiği belirlendi. İnternetten yapılan kartlı ödemeler, Ocak ayında MTV ödemelerinin de denk gelmesiyle beraber, 10 milyar TL’nin üzerine çıktı. Böylelikle, 2017 yılında yüzde 14,5 olan internetten kartla yapılan ödemelerin, toplam kartlı ödemeler içindeki payı yeni bir rekor kırarak yüzde 16,4’e ulaştı.

EN ÇOK KARTLA ALIŞVERİŞ SEVGİLİLER GÜNÜNDE YAPILDI

14 Şubat Sevgililer Günü’nde geçen yıl 1,9 milyar TL’lik kartlı ödeme yapılırken, bu yıl bu tutar 2,2 TL’ye ulaşarak, yüzde 16 artış göstermiş oldu.Sevgililer Günü haftasını içeren 8-14 Şubat tarihleri arasında, 1-7 Şubat haftasına göre en fazla yüzde 75’le kuyumculuk sektöründe yaşandı. Aynı dönem içerisinde sağlık/kozmetik ürünlerinde yüzde 15 artış yaşanırken, elektronik eşya sektörü yüzde 10 artışla en fazla artışın yaşandığı bir diğer sektör oldu.
İSTANBUL-BURSA ARASI KOMŞU KAPISINA DÖNDÜ

İSTANBUL-BURSA ARASI KOMŞU KAPISINA DÖNDÜ

Başbakan Binali Yıldırım, partisinin Bursa 6. Olağan İl Kongresi'ne katılmak üzere geldiği Kapalı Spor Salonu önünde bekleyen vatandaşlara hitap etti.



Sözlerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın selamını getirdiğini belirterek başlayan Yıldırım, AK Parti kongrelerinin adeta bir şölen, düğün, miting havasında geçtiğini ifade etti.

Başbakan Yıldırım, "Allah sizlerden razı olsun. Bu sevginiz, coşkunuz, muhabbetiniz daim olsun. Birliğimiz, kardeşliğimiz daim olsun." diyerek, şunları kaydetti:

"Türkiye, bölgede var olan sıkıntılar, terör, kaos, Suriye'de, Irak'ta iç savaş, bütün bu olumsuzluklara rağmen dimdik ayakta. Milletimiz sayesinde. AK kadrolar, 15 yıldır bir yandan kumpaslara, darbelere, vesayet odaklarına meydan okurken, mücadele verirken, diğer yandan da Türkiye'nin kalkınması için, büyümesi için, Cumhuriyetimizin 2023, 100. yıl hedeflerini yakalamak için liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde, kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. Ne dedik, 'Durmak yok yola devam.' Bursa hazır mısın? 2019'da yeni bir destan yazacak mıyız? Allah sizden razı olsun. Bursa işi bitirmiş, maşallah. Osmanlı'nın torunları, Osmanlı'nın doğduğu, sırtını Uludağ'a vermiş Bursa'nın güzel insanları, Allah sizden razı olsun. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun. Biz de sizi seviyoruz. Başım, gözüm üstünde yeriniz var. Allah hepinizden razı olsun."

Ardından kongrenin yapıldığı salona geçen Başbakan Yıldırım konuşmasına Bursalıları selamlayarak başladı. Kongrenin hayırlara vesile olmasını dileyen Yıldırım, Bursa'nın yetiştirdiği tarihi şahsiyetleri anarak, ilçeleri selamladı.

“MİLLETİN UMUDU OLMAYA DEVAM EDİYORUZ

AK Parti kongrelerinin büyük bir coşkuyla, yenilenme, tazelenme şuuruyla gerçekleştiğini ifade eden Yıldırım, Bursa İl Kongresi'nin olduğu gibi bugün Kocaeli'de gerçekleşen AK Parti İl Kongresi'nin de miting havasında geçtiğini ifade ederek, "AK Parti kongreleri farklı. AK Parti'nin sadece il kongresi bile başka partilerin büyük kongrelerinden kat kat fazla büyük coşkuyla, heyecanla, salonlara sığmıyor, meydanları dolduruyor. İşte AK Parti, 15 yıl sonra yine milletin umudu olmaya devam ediyor." dedi.

Bursa'nın Osmanlı İmparatorluğu'nun doğduğu topraklar olduğunu hatırlatan Yıldırım, "Bursa bu coğrafyanın gördüğü en büyük medeniyetin temellerinin atıldığı yerdir. Hazar kıyılarından, Avrupa'nın derinliğine kadar uzanan o muhteşem rüyanın gerçeğe döndüğü şehirdir. Ben Bursa'ya her geldiğimde, Bursa'yı adeta bir çiçek bahçesi gibi rengarenk görüyorum. Asırlık çınarların gölgesinde hem bu toprakların hem Balkanların, Rumeli'nin, Kafkasya'nın daha birçok coğrafyanın renkleri hep bir arada. Bursa, başkent olmanın vakarını, asaletini koruyan ulu bir şehir. Şu yüce Uludağ gibi hep zirvede olan daima bereketli, feyizli, çalışkan insanların, üreten insanların şehri." dedi.

Bu kadim şehirde bulunmanın her zaman kendilerine heyecan verdiğini ifade eden Yıldırım, "Veliler, alimler diyarı Bursa'da bulunmak bize haz veriyor." dedi.

Yıldırım, "kutlu yolculuğa" çıktıkları ilk günden beri Bursalıların kendileriyle birlikte olduğunu kaydetti. Yıldırım, tezahüratlar üzerine, "Biz sizlerle gurur duyuyoruz, biz gençlerle gurur duyuyoruz. AK kadınlarla gurur duyuyoruz. Yol arkadaşlarımızla gurur duyuyoruz. Sizler bu davaya ilk günden sahip çıktınız, bizi yalnız bırakmadınız. 2002'de yola çıkarken yüzde 41 destek oldunuz. 15 Kasım'da yüzde 54'le yolumuzu, önümüzü açtınız. 2017 halk oylamasında, yüzde 53 ile büyük Türkiye'ye, Türkiye'nin geleceğine evet dediniz. Bursa, gençler, hanımlar, beyler, 2019'a hazır mıyız? Yeni bir destan yazacak mıyız?" diye salona sordu.

Salondan aldığı cevap üzerine Yıldırım, "Bursa işi bitirmiş, Bursa tamam diyor, bu iş tamam diyor, size yakışan da bu. Bursa'ya yakışan da budur. AK kadınlar, AK gençler özellikle sizlere sesleniyorum, yükün ağırlığı sizlerin omuzunda, gayretlerinizi ne kadar takdir etsek azdır. Bugüne kadar elde ettiğimiz her başarıda, kadın kollarımızın, gençlik kollarımızın katkıları çok ama çok büyük. Kadınlarımızın incelikleri, düşünceleri, zarafeti siyasetimizin daima belirleyicisi olmuştur. Gençlerimiz, AK Parti hareketinin her daim güç kaynağı olmuştur. Sağ olun, var olun. Bugünkü kongremizle birlikte kaldığımız yerden, aynı aşk, aynı şevkle yola devam, yürümeye var mısınız?" ifadelerini kullandı.

Vatan sevdası, millet aşkıyla gece gündüz çalışacaklarını kaydeden Yıldırım, şunları söyledi:

"Kimseyi dışlamadan, ayrım gayrım yapmadan, kimseyi ötekileştirmeden, eğitimden sağlığa, emniyetten ulaşıma yeni projelerle yeni hizmetlerle millete hizmet yolunda devam diyoruz. AK Parti siyasetinin neferleri olarak, her buluşmamızda her kongremizde bu ülkeye, bu güzel vatana hizmet aşkımızı tazeliyoruz. Biz Türkiye'nin her bir karış toprağına sevdalıyız. Her bir insanına muhabbetle bağlıyız. Bizim siyasetimiz, insanın ve ülkenin mutluluğunu esas alan bir siyasettir. Bizim siyasetimiz adaleti, merhameti hakkaniyeti vazgeçilmez değerler olarak kabul eder. Bizim siyasetimiz darda olanın yardımına koşan, zalime karşı mazlumun yanında olmaktan asla çekinmeyen bir siyaset. Dünyaya açığız. Hiçbir milletin düşmanı değiliz, herkese dostuz. Milletimiz 15 yıldır bu yüzden Türkiye'nin yönetimini AK kadrolara teslim ediyor, Recep Tayyip Erdoğan ve onun arkadaşlarına teslim ediyor. Allah'a hamdolsun. Rabbime hamdolsun."

“15 YILDA TÜRKİYE’Yİ 3 KAT, BÜTÇEYİ 6 KAT BÜYÜTTÜK”

Yıldırım konuşmasında, el ele vererek 15 yıl boyunca dünyada eşi benzeri olmayan büyük bir başarıya imza attıklarını, hem siyasi istikrarı hem ekonomik istikrarı sağlayarak bu günlere geldiklerini söyledi.

Dünyanın en güçlü ekonomilerinin bile krize girdiği bir dönemde, Türkiye'nin büyümeye, kalkınmaya devam ettiğini belirten Yıldırım, ekonomide seferberlik ruhuyla başladıkları 2017 rekor büyümesinin, ihracat ve istihdam artışıyla devam ettiğini anlattı.

Yıldırım, 15 yılda Türkiye'yi 3 kat, bütçeyi 6 kat büyüttüklerini dile getirerek, 2002'de sadece 120 milyar olan bütçenin, 2018'de tam 763 milyara yükseldiğini kaydetti.

Sadece sağlık bütçesinin bile 2002 bütçesinden bugün daha büyük olduğunu vurgulayan Yıldırım, AK Parti iktidarından önce sadece 12 ilin ihracat yapabildiğini, şimdi 81 ilde ihracatın yapıldığını aktardı.

Yıldırım, 2018 yılının Ocak ayında ekonomik güven endeksinin yüzde 16 olduğunu ifade ederek, "Demek ki 2018, 2017'den daha güzel olacak." dedi.

"TARIMSAL DESTEĞİ 7 KAT ARTTIRDIK"

Başbakan Yıldırım, çiftçinin, köylünün hep yanında olduklarını, çiftçilere verdikleri tarımsal destekleri 7 kat arttırdıklarını, 2002 yılında 37 milyar liradan devraldıkları tarımsal geliri, 2016 yılı sonu itibariyle 162 milyar liraya ulaştırdıklarını söyledi.

Türkiye'nin tarımsal üretimde Avrupa'da bir numara olduğunu belirten Yıldırım, bu sene başlattıkları "Mazotun yarısı sizden, yarısı bizden" uygulamasının 23 Şubat itibariyle hayata geçtiğini, ödemelerin başladığını hatırlattı.

Tarım ve gıda ürünleri ihracatının son 5 yılda 4 kat arttığını dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bu başarıları nasıl elde ettiğimizi siz iyi biliyorsunuz. Öyle güllük gülistanlık yollarda yürüyerek bu günlere gelmedik. Engelleri yıka yıka bugünlere geldik. Vesayet odaklarına, çetelere karşı mücadele vererek bugünlere geldik. 15 Temmuz alçak darbe girişimine, FETÖ'cülere karşı mücadele vererek bugünlere geldik. 15 Temmuz'da Bursa ayağa kalktı, alçaklara geçit vermediniz. Meydanları doldurdunuz, ay-yıldızlı bayrağı indirtmediniz, ezanları dindirtmediniz. Allah sizden razı olsun.

Her daim milletle beraber yürüdük. İstiklalimizi, Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi tehdit eden bütün şer odaklarına karşı mücadelemiz devam edecek. Türkiye Cumhuriyeti'ni artık hiçbir güç, darbeyle, terörle, tuzaklarla durduramayacak, yürüyüşünü kesemeyecek. Türkiye'nin ekonomisi sağlam, istikrarlı, yıllardır atlattığımız nice badirelere rağmen kararlı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz."

"TÜRKİYE'NİN DOSTLUĞU DEĞERLİDİR"

Zeytin Dalı Harekatı ile terör örgütlerini bertaraf ettiklerini ifade eden Yıldırım, "Mehmetçik'imiz Afrin'de destan yazıyor. Bursa'dan, Osmanlı'nın başşehrinden kahramanlarımıza selam gönderiyoruz. Allah yar ve yardımcıları olsun." ifadelerini kullandı.

"Başbakan bizi Afrin'e götür" sloganları üzerine Başbakan Yıldırım, şunları söyledi:

"Orası avuç içi kadar bir yer. Kahramanlarımız orada zaten gereken neyse yapıyor. Ama ihtiyaç olduğunda biliyorum ki 81 milyon vatan evladı bu vatan için, bu bayrak için, bu vatan için dimdik hazır olacak. Sadece hudutlarımızın güvenliğini sağlamakla kalmayacağız. Aynı zamanda mazlum ve mağdur milletlerin, zulme uğramış bütün kardeşlerimizin de güvencesi olacağız. Bunu niye yapacağız? Her şeyden önce vatandaşlarımızın can ve mal emniyeti için yapacağız. Suriye topraklarında yuvalanan teröristlerin yarın daha büyük belaya sebep olmaması için yapacağız. Bölgedeki acının son bulması için yapacağız. Suriyeli kardeşlerimizin işgal edilen vatanlarına geri dönmeleri için yapacağız. Daha önemlisi ülkemizin ve milletimizin güvenliği için yapacağız.

Terör örgütlerini maşa olarak, kiralık şebeke olarak kullanan emperyalistler, bölgede asla amaçlarına ulaşamayacaklar. Türkiye'nin dostluğu değerlidir. Bunu kaybedenler hüsrana uğrar, perişan olur. Zeytindalı Harekatı'na katılan evlatlarımız bu ideallerle hudutlarımızın, izzet-i şerefimizin bekçisidir, koruyucusudur."

"YERLİ VE MİLLİ ÜRÜNLERİ DAHA ÇOK ÜRETECEĞİZ"

Türkiye'nin, bütün engelleme girişimlerine rağmen 2023 hedeflerine, Cumhuriyet'in 100. yıl hedeflerine adım adım kararlı bir şekilde yürüdüğünü anlatan Yıldırım, sanayide çarkların döndüğünü, üretim artışının devam ettiğini belirtti.

Aralık ayında sanayi üretim endeksinin bir önceki aya göre yüzde 9 arttığını ifade eden Yıldırım, "Bu neyi gösteriyor? Ülkeye, geleceğe güveni gösteriyor. 2018'de ise Aralık ayına göre Ocak'ta yüzde 10 arttı. Ekonomi büyüdükçe, fabrika bacaları tüttükçe daha çok insanımız aş, iş sahibi olacak. Hükümet olarak üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü araştırma, geliştirme kapasitemizi daha da arttıracağız, teknoloji transferini hızlandırarak, yerli ve milli ürünleri daha çok üreteceğiz." diye konuştu.

Bursa'nın, Türkiye ekonomisinin lokomotifi bir şehir olduğunu ifade eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bursa, üretim, yatırım, yenilik ve tasarım demek. Bursa otomotivin başşehri. Otomotiv üretimi, yan sektörleriyle birlikte sanayi, ihracat açısından çok önemli. Türkiye son 15 yılda otomotiv üretiminde Avrupa'da 5, dünyada 15. sıraya yükseldi. 2017 yılında toplam otomotiv üretimi, 1,5 milyonu aştı. Böylece Türkiye'nin en büyük ihracat kalemini otomotiv ihracatı oluşturuyor. "

2017 yılında 28 milyar dolar ihracat yapıldığını, yerli otomobil üretmenin Türkiye açısından bir mesele değil, mecburiyete dönüştüğünü anlatan Yıldırım, bu hedefi de gerçekleştireceklerini vurguladı.

Yıldırım, yerli otomobilin ilk örneğini 2019 yılında, seri üretimini de 2021'de bitirmiş olacaklarını kaydetti.

BURSA’YA YAPILAN YATIRIMLAR

“Bir yandan istikrar ve güven içinde ekmeğimizi büyütürken, bir yandan da ülkemizin başına musallat olan şer odaklarıyla mücadeleye devam ediyoruz" diyen Yıldırım, Bursa'nın her şeyin en güzelini hak ettiğini belirterek, kente ne yapsalar az olduğunu çünkü Bursa'nın kazanan, üreten ve Türkiye'yi büyüten şehir olduğunu vurguladı.

Başbakan Yıldırım, Bursa'nın emeğin, alın terinin ve ihracatın öncü şehirlerinden biri olduğuna işaret ederek, "Her alanda geliştirmek için Bursa'ya son 16 yıl içinde tam 29 milyar yatırım ve destek verdik. Helali hoş olsun Bursa'ya. Bursa'nın 2002'de 3,5 milyar olan ihracatı, 2017 sonu itibarıyla 10 milyarı aştı. 3 kat artıştan bahsediyoruz." diye konuştu.

Bursa'ya, eğitimi daha kaliteli hale getirmek için 7 bin 886 yeni derslik kazandırdıklarını, üniversitelerin gelişmelerini, büyümelerini sağladıklarını aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:

"2002 yılında Uludağ Üniversitesi'nin 38 bin 700 öğrencisi varken, bugün Uludağ Üniversitesi'nin 75 bin öğrencisi var. Tam iki katına çıkmış. Uludağ Üniversitesi'nde Teknokent ve Kültür Merkezini açtık. 2010'da Uludağ Üniversitesi'nin yanı sıra, Bursa Teknik Üniversitesi'ni de kurduk. Hayırlı, uğurlu olsun. Faruk Saraç Tasarım Meslek Yüksek Okulu, Orhangazi Üniversitelerini de şehrimize kazandırdık. Yüksek Öğretim öğrencilerinin barınma taleplerini karşılayarak 7 bin 700 kapasiteli öğrenci yurdunu Bursa'mızda inşa ettik.

Sağlıkta Bursa 59 sağlık tesisi kazandı. 14 yeni hastane, 10 ek bina, 3 ağız, diş sağlığı merkezi, 32 birinci kademe sağlık tesisi yaptık. Bu tesislerin yapımında, şüphesiz bir dönem Sağlık Bakanlığı yapan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da yapan Mehmet Müezzinoğlu Bakanımızın büyük emekleri var. Kendisine Bursalılar adına teşekkür ediyorum. 5 milyonluk bölge nüfusuna hizmet edecek şehir hastaneleri çalışmaları da hızla devam ediyor."

"İSTANBUL-BURSA ARASI KOMŞU KAPISINA DÖNDÜ"

Bursa'da 2003'e kadar sadece 136 kilometre bölünmüş yol olduğunu dile getiren Yıldırım, 15 yılda buna 400 kilometre bölünmüş yol ilave ettiklerini ve kenti, Kütahya'ya, Balıkesir'e, Kocaeli'ye, Eskişehir'e, Çanakkale'ye, İstanbul'a bağladıklarını söyledi.

Başbakan Yıldırım, toplam 80 kilometre uzunluğunda Bursa Çevreyolu Otoyolu'nun tamamını bitirip hizmete aldıklarını aktararak, şöyle devam etti:

"İstanbu-İzmir Otoyolu, Osmangazi Köprüsü hizmete girdi mi? İstanbul-Bursa arası komşu kapısına döndü mü? Şimdi İstanbullular, İstanbul'dan çıkıyor, 45 dakikada Bursa'nın merkezinde iskender yiyor, alış-veriş yapıyor, tekrar geri gidiyor. İstanbul'un bir yakasından bir yakasına geçmektense İzmit Körfezi'nden Bursa'ya gelmek daha da kolay hale geldi. Türkiye'nin dört büyük şehrini İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa'yı otoyollarla, tren hatlarıyla birbirine bağlıyoruz. Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Treni'ne Bursa-Yenişehir-Bilecek üzerinden bağlanacak hızlı tren inşaatı devam ediyor. Arazinin tüm zorluklarına rağmen inşallah önümüzdeki 2 yıl içerisinde burayı da hizmete almış olacağız. Yine önümüzdeki sene Bursa-Bilecik, Yenişehir-Bilecik bölünmüş yolunu da bitireceğiz.

Hükümetimiz döneminde 1 milyar 300 milyon, 15 yılda nakit tarıma destek verdik. Genç çiftçiyi destekleme projesiyle 2017'de 190 projeye kaynak temin ettik. İpek böcekçiliğine desteğimiz devam ediyor. Besleme evi yapımı, alet, edevat alımı, dut bahçesi tesislerine yönelik yatırımlara yüzde 100 hibe desteği devam ediyor. Bursa'da Ulusal Gıda Kültür Gen Bankası kurduk. KOSGEP faaliyetleri kapsamında 15 yılda, 19 bin 347 işletmeye destek sağladık. 22 bin 771 işletmeye, 1 milyardan fazla kredi verdik. Bursa'da 2002'den önce 8 organize sanayi bölgesi vardı. Bugün 18 organize sanayi bölgesinde, toplam bin 533 parselde 166 bin Bursalı kardeşimiz aş, iş sahibi oldu. Daha devam eden OSB'ler de var."

Başbakan Yıldırım, hizmetlerinin, yaptıklarının anlatmakla bitmeyeceğini dile getirerek, "Saatler alır. Onun için burada, bunlara ara veriyorum ve nihayet diyorum ki inşallah 2019'da ülkemizi, milletimizi hak ettiği yere getirmek için canla başla çalışmaya devam edeceğiz; Türkiye'nin birliği için, beraberliği için, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ülküsü için canla başla liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde..." diye konuştu.

Salondaki gençlere "2019'a hazır mıyız?" diye soran Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yeni bir tarih yazacak mıyız? Köy köy, mahalle mahalle, sokak sokak dolaşmaya hazır mıyız? Her bir vatandaşımızın gönlüne girmeye, elini sıkmaya var mısınız? Davamızı, derdimizi, geleceğimize yönelik hayallerimizi anlatacak mıyız? Aydınlık geleceğin kapılarını sonuna kadar açacak mıyız? Sağ olun, var olun, Allah sizlerden razı olsun. Bursa tek yürek, tek yumruk. Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, teşkilat yöneticilerimiz birlik, beraberlik içinde. Hizmet yarışı yapıyorlar. x

Allah birliğimizi daim eylesin. Türkiye için, Bursa için durmak yok yola devam. Bir kez daha kongremizin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Mevlam'dan niyaz ediyor, milletimizin hizmetkarı olarak çıktığımız bu yolda bugün güç tazeliyoruz, heyecan tazeliyoruz ve inşallah önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde AK Parti bugüne kadar milletin gönlünde aldığı yeri bundan sonra da aynı şekilde almaya devam edecek."